Agresifliğin Kaynağı ve Unuttuğumuz Değerler

Son yıllarda Batman sokaklarında, okul önlerinde, sosyal medyada ve hatta gündelik konuşmalarımızda fark edilen ortak bir duygu var: öfke.

Özellikle gençler arasında daha görünür hale gelen bu agresiflik hali, çoğu zaman “saygısızlık”, “duyarsızlık” ya da “kontrolsüzlük” olarak etiketlenip geçiliyor. Oysa mesele bu kadar basit değil. Gençliğin öfkesini anlamadan, çözüm üretmek mümkün değil.

Batman genç bir şehir. Nüfusunun büyük bir kısmı gençlerden oluşuyor. Bu, doğru yönetildiğinde büyük bir avantajken; ihmal edildiğinde ciddi bir toplumsal sorun olarak karşımıza çıkıyor. Gençler bugün yalnızca sınav stresiyle değil; işsizlik, gelecek kaygısı, ekonomik zorluklar, aile içi iletişim sorunları ve toplumsal baskılarla da mücadele ediyor. Umut daraldıkça, sabır da daralıyor. Sabır daraldıkça öfke büyüyor.

Bir diğer önemli etken ise rol model eksikliği. Gençler, kendilerini anlayan, dinleyen ve yol gösteren yetişkinleri her geçen gün daha az görüyor. Sürekli eleştirilen, kıyaslanan ve “adam ol” cümlesiyle büyüyen bir kuşaktan sağlıklı bir duygu yönetimi beklemek ne kadar gerçekçi? Evde dinlenmeyen genç, sokağa; sokakta anlaşılmayan genç, öfkeye sığınıyor.

Sosyal medyanın da bu agresifliği körüklediği bir gerçek. Hakaretin normalleştiği, linç kültürünün alkışlandığı dijital ortamlar; gençlere saygısızlığı cesaret, kabalığı güç gibi sunuyor. Oysa saygı zayıflık değil, güçlü bir karakterin en temel göstergesidir.

Tam da bu noktada saygı ve hoşgörü kavramlarını yeniden hatırlamak zorundayız. Saygı, yalnızca büyüğe gösterilen bir davranış değildir; farklı fikre, farklı hayata, farklı tercihe tahammül edebilme erdemidir. Hoşgörü ise “katlanmak” değil, anlamaya çalışmaktır.

Batman’ın kültürel dokusunda, geçmişinde ve inancında bu değerler fazlasıyla vardır. Sorun, bu değerlerin genç kuşaklara aktarımında yaşanan kopuştur.

Gençlerden saygı beklerken onlara ne kadar saygı gösteriyoruz? Onları ne kadar dinliyoruz? Fikirlerini ne ölçüde önemsiyoruz? Sürekli susmaları istenen, karar mekanizmalarına dahil edilmeyen bir gençlikten sağduyu beklemek, gerçekçi değildir.

Çözüm; yasaklarda, sert tepkilerde ya da suçlamalarda değil. Çözüm; iletişimde, eğitimde, sosyal alanlarda ve katılımda yatıyor.

Gençlerin kendilerini ifade edebilecekleri spor, sanat, kültür ve düşünce alanları artırılmalı. Okullarda yalnızca akademik başarı değil, empati, iletişim ve duygu yönetimi de öğretilmeli. Aileler ise nasihat vermekten çok, dinlemeyi öğrenmeli.

Batman’ın gençleri sorun değil; doğru yönlendirilmediğinde kaybolma riski olan büyük bir potansiyeldir. Öfkeyi bastırmak yerine anlamayı, cezalandırmak yerine yol göstermeyi seçersek; agresifliğin yerini saygı, hoşgörünün yerini ise gerçek bir toplumsal huzur alabilir.

Gençlik aynadır. Toplum neyse, gençlik de odur.