Bir zamanlar Batman’ın hafızasında sadece bir pazar değil, bir yaşam kültürüydü Alo Tavşo Pazarı… Köylünün emeğiyle şehrin sofrasını buluşturan, sabahın erken saatlerinde minibüslerle, trenlerle getirilen ürünlerin el değiştirdiği o canlı, o sıcak alan artık eski günlerini aratıyor.
Eskiden bu tür pazarlar sadece alışveriş yapılan yerler değildi; aynı zamanda bir güven zinciriydi. Üreten köylü doğrudan tüketiciyle buluşur, aracı azalır, ürün hem taze hem de daha ulaşılabilir olurdu. Batman’da Elma Sokağı’nda benzer bir “yoğurt pazarı” kültürü bile vardı. Hatta Diyarbakır’a giden trenlerin bile “yoğurt treni” diye anıldığı günler… Şehrin belleğine kazınmış, bugün ise sadece anlatı olarak kalan hikâyeler.
Alo Tavşo Pazarı da işte böyle bir hafızanın parçasıydı. Bir dönem gerçekten “köylü pazarı” kimliğiyle öne çıktı; organik, taze ve görece ucuz ürünlerin satıldığı bir alan olarak halkın ilgisini çekti. Belediye de bu alana yatırım yaptı, modern ve korunaklı bir yapı kazandırdı. Ama görünen o ki, tek başına fiziksel iyileştirme yetmedi.
Zamanla o eski ruh kayboldu. Köylünün yerini pazarcı esnafı aldı, ürünlerin “doğrudan üreticiden” özelliği zayıfladı. Fiyatlar ise marketlerle yarışır hale geldi, hatta bazı kalemlerde daha pahalıya ulaştı. Böyle olunca da vatandaşın ilgisi doğal olarak azaldı.
Bugün geldiğimiz noktada Alo Tavşo Pazarı, işlevinden çok adıyla anılan nostaljik bir mekâna dönüşmüş durumda. Üstelik toplumun alışveriş alışkanlıkları da değişti; nakit yerine kredi kartı kullanımı arttı, zincir marketler yaygınlaştı, pazar kültürü dönüşüme uğradı.
Aslında mesele sadece bir pazarın değişimi değil; şehirlerin dönüşüm hikâyesi. Ancak şu da bir gerçek: Eğer o eski ruh korunabilseydi, hem üretici kazanırdı hem tüketici. Hem de Batman, kendi doğal ve ekonomik döngüsünü yaşatmaya devam ederdi.
Şimdi geriye dönüp bakınca, sanki bir kültür sessizce geri çekilmiş gibi… Ve belki de en çok şu cümle kalıyor geriye:
Evli evine, köylü köyüne…
Ama şehir, kendi değerini kaybetmeden gelişebilseydi keşke…