Zilhicce ayının dokuzuncu gününde gerçekleştirilen bu ibadet, “Hac, Arafat’tır” hadisiyle İslam kaynaklarında vurgulanır. Hacı adaylarının kısa süreliğine dahi olsa Arafat sınırlarında bulunması şarttır; aksi halde hac ibadeti tamamlanmış sayılmaz.
Arafat, Mekke yakınlarında kutsal bir bölge olarak bilinir. Hz. Muhammed’in Veda Hutbesi’ni burada yapması, bölgenin manevi değerini daha da artırmıştır. Hutbede insan hakları, eşitlik ve adalet üzerine verilen mesajlar, Arafat’ı yalnızca hac ibadetinin merkezi değil, aynı zamanda İslam tarihinde evrensel bir sembol haline getirmiştir. Ayrıca bazı rivayetlerde Hz. Adem ile Hz. Havva’nın yeryüzünde Arafat’ta buluştukları aktarılır; bu nedenle bölge “tanışma” ve “bilme” anlamlarıyla da ilişkilendirilir.
Arafat günü, hacıların ellerini semaya kaldırarak tövbe ettiği, bağışlanma umuduyla dua ettiği bir zaman dilimidir. Beyaz ihramlar içinde milyonlarca insanın aynı ovada toplanması, mahşer gününü hatırlatan bir manzara oluşturur. Sosyal statü farkı ortadan kalkar, yalnızca kulluk duygusu öne çıkar. Vakfe sonrası hacılar Müzdelife’ye geçer ve Mina’daki görevlerle hac yolculuğunu sürdürür. Ancak bütün bu sürecin kalbi, Arafat’ta yapılan vakfe olarak kabul edilir.





