Türkiye'de özellikle pandemi dönemiyle başlayan ve sonrasında hız kesmeden büyüyen motokuryelik sektörü, son dönemde tarihinin en büyük gelir krizlerinden birini yaşıyor. Bir dönem sosyal medyada ve kamuoyunda, tam zamanlı çalışan kuryelerin aylık kazançlarının 200 bin lira seviyelerine ulaştığı, hatta kıdemli doktor ve mühendislerden bile daha yüksek gelir elde ettikleri yönündeki haberler büyük bir akım başlatmıştı. Bu cazip kazanç vaadi sebebiyle binlerce genç, hatta sabit işi olan birçok beyaz yakalı ve işçi, mevcut işlerini bırakarak ya da ek iş olarak motokuryeliğe yönelmişti. Ancak 2026 yılı itibarıyla madalyonun arka yüzü tamamen değişti; akaryakıt fiyatlarında yaşanan durdurulamaz artışlar, motosiklet periyodik bakım ve parça maliyetleri, fahiş oranlara ulaşan zorunlu trafik sigortaları, muhasebeci ücretleri, artan vergiler, Bağ-Kur prim zamları ve günlük yemek masrafları gibi kalemsiz giderler kuryelerin brüt kazançlarını adeta yuttu. Bugün en ağır şartlarda, canını dişine takarak günde 14 saat direksiyon sallayan esnaf kuryelerin eline geçen net tutar ancak 60-70 bin lira seviyelerine gerilerken, sadece akşamları 4-5 saat part-time çalışanların ek geliri ise 15-20 bin lira bandında sıkışıp kaldı.
Sektörde Yaşanan Yoğun İstihdam Yığılması ve Gençlerin Kuryelik Kuyruğuna Girmesinin Ücretler Üzerindeki Düşüş Etkisi
Kuryelik mesleğinin finansal cazibesini kaybetmesindeki en büyük yapısal nedenlerden biri de piyasadaki kurye arzının, şirketlerin paket hacmi talebini fersah fersah aşması oldu. Sektörün ilk patlama yaptığı yıllarda firmalar teslimat yapacak nitelikli motokurye bulmakta büyük zorluk çekiyor, bu da rekabet nedeniyle paket başı ücretlerin ve primlerin tavan yapmasını sağlıyordu. Gelinen noktada ise ekonomik şartlar ve iş bulma kaygıları nedeniyle binlerce genç, kurye firmalarının kapısında adeta sıraya girmiş durumdadır. İş gücü piyasasındaki bu aşırı yığılma, büyük lojistik ve yemek platformlarının kurye ücret politikasında çok daha rahat hareket etmesine ve zam oranlarını baskılamasına zemin hazırladı. Bir dönem kurye bulamadığı için astronomik bütçeler ayıran şirketler, artık kapıda bekleyen hazır iş gücü sayesinde maliyetlerini minimumda tutabiliyor; bu da sahada fiilen günde 12 saat motor üzerinde olan bir gencin bırakın 200 bin lirayı, güncel memur maaşlarının bile altında bir net refah seviyesiyle yaşamak zorunda kalmasına yol açıyor.
Yılbaşında Beklenen Yeni Paket Başı Zam Oranları Karşısında Kuryelerin Umutsuz Bekleyişi ve Sektörün Geleceği
Yaklaşan yeni yıl dönemiyle birlikte, lojistik ve paket servis firmalarının kuryelere ödediği paket başı ücretlere yeni bir düzenleme yapılması gündemde olsa da sahadaki kuryeler arasında tam bir umutsuzluk havası hakimdir. Sektör temsilcileri ve kurye dernekleri, paket başına yapılacak olası bir zammın, yeni yılda yürürlüğe girecek olan Bağ-Kur prim artışları, asgari ücret zammına bağlı olarak yükselecek muhasebe-vergi giderleri ve muhtemel akaryakıt zamları karşısında daha cebe girmeden eriyeceğini savunuyor. Sadece geçim savaşı vermekle kalmayıp aynı zamanda trafikte her an ölümle burun buruna çalışan motokuryeler, kendilerine verilen payların sadece enflasyon oranında değil, maruz kaldıkları hayati risk ve fiili gider artışları göz önünde bulundurularak adil bir refah payıyla artırılması gerektiğini dile getiriyor. Resmi zam oranları netleşene kadar kuryelerin tepkileri çığ gibi büyümeye devam ederken, sektörün gelecekte ne yöne evrileceği büyük bir soru işareti olarak kalıyor.




