Batman’a Yatırım Yağıyor Ama Huzur Yağıyor mu?

Son yıllarda gazetemizin sayfalarında neredeyse her gün aynı başlığı görüyoruz: Batman’a yeni bir yatırım daha… Bir temel atma töreni, bir proje lansmanı, bir kamu yatırımı, bir destek paketi. Rakamlar küçümsenecek gibi değil; milyonlar, hatta milyarlar konuşuluyor. Kâğıt üzerinde bakıldığında Batman yükselen bir şehir profili çiziyor.
Ama sahadaki tablo aynı mı?
Ne yazık ki Batman’da günlük hayatın ritmi farklı akıyor. Bir yanda yatırım haberleri, diğer yanda neredeyse rutin hâle gelmiş protestolar, anma programları, basın açıklamaları… Öyle ki artık şehirde “olağan” kabul edilen bir döngü oluşmuş durumda. Tepki gösterecek olanlar olabilir; elbette bu etkinlikler birçok insan için anlamlı ve önemlidir. Ancak şu soruyu sormadan edemiyorum: Bu atmosfer herkes için aynı derecede umut verici mi?
Çünkü ekonomik gerçekler duygularla değil, güvenle şekillenir.
Batman’da dışarıdan gelen güçlü ve sürdürülebilir yatırımcı sayısı yok denecek kadar az. Büyük sanayi tesisleri, istihdam odaklı fabrikalar, uzun vadeli plan yapan iş insanları olmadan; esnaflıkla, küçük ticaretle, seyyar satışla bir yere kadar yol alınabilir. Bu şehir genç bir nüfusa sahip. Çalışmak isteyen, üretmek isteyen binlerce gencimiz var. Ancak onlara alan açacak büyük ölçekli yatırımlar yeterince yok.
Oysa Batman’ın avantajları az değil. Raylı sistem bağlantısı, havaalanı, karayolu ağı, enerji potansiyeli, petrol geçmişi… Coğrafi ve lojistik olarak güçlü bir zemine sahibiz. Fakat dışarıdaki yatırımcıya bunları anlattığınızda çoğu zaman aldığınız cevap kısa ve net oluyor: “Batman olmaz.”
İnsanın başı öne eğiliyor.
Bu şehir dışarıda nasıl bir imaja sahip? Yatırım haberleri mi konuşuluyor, yoksa sürekli gündeme gelen toplumsal gerilimler mi? Gerçekçi olmak zorundayız. Ne kadar yatırım yaparsanız yapın, eğer şehirde güven algısı oluşmamışsa, o yatırımlar görünmez hâle gelir. Rakamlar tabelalarda kalır, ekonomik dönüşüm tabana yayılmaz.
Belki de artık eski defterleri kapatma zamanı gelmiştir. Sürekli geçmişin acılarını tazeleyerek geleceği inşa edemeyiz. Acıları inkâr edelim demiyorum; ama onlarla yaşamayı bir kimliğe dönüştürmek, bizi ileri taşımıyor. “Keskin sirke küpüne zarar” derler ya, öfke ve kırgınlıkla hareket eden şehirler kendi potansiyellerini zedeler.
Eğer bu gidişatı değiştiremezsek, elimizde sadece “memleket” kalır. Ama o memlekette gençlerimiz kalmaz. Göç ederler. Başka şehirlerde iş ararlar, başka şehirlerde hayal kurarlar. Biz ise aynı konuları konuşup dururuz; bir plak gibi aynı yerden çalarız.
Batman’ın gerçek ihtiyacı sadece yatırım değil; yatırımın değerini büyütecek bir huzur ve güven iklimidir. Geçmişi tamamen unutmak mümkün değil belki, ama geleceği kazanmak için bazen geçmişe sünger çekmek gerekir.
Çocuklarımızın geleceği için…
Gençlerimizin yarınları için…
Batman’ın kendi potansiyeline inanabilmesi için…
Acılarımızı gömemezsek huzuru bulamayız. Huzuru bulamazsak yatırımlar da kalıcı olmaz.