BAYRAM UMUDU

Öylesine yaşamak…

İş olsun, formalite yerine gelsin diye katlanmak…

İstemeyerek ortamlarda bulunmaya çalışmak, zorla hayatın gereklerini uygulamak…

Bunalımlara girmek, psikolojik sarsıntılara sebep olan zaman dilimlerini sindirmeye uğraşmak…

Hareket özgürlüğünün kısıtlanarak, rahat davranmaktan uzaklaşmak…

Nedenleri sorgulama çabasıyla ne olacağını umutsuzca beklemek…

Zihinlere takılan sorulara yanıt ararken, belirsizliğin rüzgârında savrulmak…

Normal yaşantımızda ve yaşam alanlarımızda ihtiyaç his ettiğimiz, yapmaktan zevk aldığımız, hayatımıza mana katan şeylerden kopmanın umutsuzluğunu iliklerine kadar duyumsamak…

Son 14 ayın özeti bu!

Pandemi, salgın, virüs, hastalık, ölümler, korunma tedbirleri, maske, kısıtlamalar, hapis hayatı, aşı beklentisi ve dünyayı kasıp-kavuran korku senaryoları…

İçimizden geçen ne mi?

“Yeter artık, normal hayatımıza dönelim” serzenişinden başka bir şey değil.

Bayramları ve birlik-beraberliğin sınırsızca yaşandığı kutsal günlerimizin tadına varmayı özlemek bir yana normal hayatımızın olağan yaşantılarını bile zamanımızdan-ortamlarımızdan silmenin hüzünlerini yaşıyoruz.

Ramazan Bayramını 17 günlük tam kapanmanın gereklerine uygun olarak evimizde hüzünlü bir şekilde geçirmenin burukluğunda, geçmişi yâd etmenin arayışlarında olacağız.

Umudumuz da burukluk ve hüzün içinde geçirilen bu Ramazan ayının sıkıntısı çekilen son zaman dilimi olması ve diğer zamanlarda ve bayramlarda normal haliyle ve heyecanı ile ortak paylaşımların yaşanmasıdır.

Bayram umudu sadece büyüklerin yaşadığı duygusal bir dalga değil, kadını-erkeği ve yaşlısı ile birlikte çocukların da heyecan ve beklentilerle yaşamayı arzuladığı zaman dilimlerini kapsar.

Heyecanlar vardır… Ziyaretlerde bulunmaya, harçlık almaya, şeker toplamaya, oyunlar oynamaya ve güzel giysilerle geceden itibaren karanlığın son bularak gündüzün başlamasına yönelik.

Büyüklerin de heyecanı kendi çapında bir yoğunluk yaşamaktadır. Bayram hazırlıkları, şekerler-tatlılar alınması, yeni giysiler alınması ve evlerin temizliği başta olmak üzere yapılacak yemeklerin hangisinin seçileceğine yönelik arayışlar yoğunlaşır.

Toplu ortamlarda bulunmak zor olsa da komşu ziyaretleri ve görüşmeler haliyle özlenen zamanları hatırlatacak. Tüm iletişim ve görüşme yoğunluğunun toplandığı kanal sadece telefonlar olacak. Paylaşım ve iletişimlerin yüz yüze değil, sanal duygusallıkla yaşanacağı görülüyor.

Sadece olay bayram kutlaması ve oluşan görüntülerle kalmıyor tabi ki… Bir de ilahi alanımızın dua yüklü arayışları var. Kaybedilenlere okunan dua-ağıtlar başta olmak üzere yaşayanların değerli görülmesi, birliktelik ruhunun yarattığı samimiyet ve değer vermenin insanın omuzlarına yüklenen manevi boyutunun ruhları ve iç dünyamızı doyuran anları da yaşama şansımız var.

Çünkü insanların değerler kültürü ile toplumsal şuurun kaybetmediği-unutmadığı veya silemediği inanç dünyasının ana ilkeleri, insana, insani dayanışma ve bütünleşme ihtiyacına cevap veren temeller olmakta.

Evlere hapis olsak da ruh dünyamız ve iç huzur dolu manevi boyutumuz doğal hali ve fıtratı itibariyle bayram umudunu ortak paylaşımlarda canlı tutmayı gönülden arzulamakta.

Duamız, ruhumuzun yakarışı olsun: “Allahım, Sen’ in İraden ve Sen’ in Kudretin’ dir, bizi var olma bilincine kavuşturan. Varlığımızın ve Benliğimizin Sana olan muhtaçlığını unutsak da kutsal günlerin verdiği şuur ile Sana olan yolculuğumuzda geride kalmaktan sen bizi koru. Dönüş yolculuğumuzda sevdiklerimizle bizi ayrı bırakmadan, birliğimize ve dayanışmamıza vesile kıldığın bayramları, iç huzurumuzla iliklerimize kadar yaşamayı bize nasip et. Dönüşümüzün ve sonsuzluk noktasında ki randevumuzun beklenen rüyası Sen’ sin.”