Bir ayyaş cennette arkadaşınız olsa ne hissederdiniz?

İnsan bazen kendine zor sorular sormalı… Çünkü bazı soruların cevabı bilgiyle değil, bakış açısıyla ilgilidir.

“Bir ayyaşı cennette arkadaşınız olarak görseniz ne yapardınız?”

İlk bakışta çoğumuzun içinden benzer bir tepki yükselir: “Onun burada ne işi var?”

İşte tam da bu cümle, insanın sınırını gösterir. Çünkü biz çoğu zaman sadece gördüğümüz kadarıyla hüküm veririz; oysa hükmün sahibi biz değiliz.

Biz Müslümanlar için hayatın özü nettir: Güzel ahlak, haramdan uzak durmak ve ahirette kurtuluşa ermek. Ancak bu yolculukta en çok unuttuğumuz şeylerden biri şudur: İlahi hikmeti insan aklıyla tartamayız.

Allah Teâlâ insanı farklı yaratmıştır. Güçlü-zayıf, sabırlı-aceleci, doğru-yanlış arasında çeşitlilik vardır. Bu farklılıklar boşuna değildir. Kimi zaman iyi ile kötünün ayrışması, insanın kendini tanıması için bir aynadır.

Ama burada dikkat edilmesi gereken büyük bir hata var: Kötülüğü “görev” gibi görmek ya da günahı meşrulaştırmak… Bu, dinin özüne uygun bir yaklaşım değildir. Hiçbir günah “gerekli bir rol” değildir. İyilik de kötülük de insanın imtihanıdır.

Ayrıca İslam inancında açık bir gerçek vardır: Şeytan melek değildir; irade sahibi bir varlık olarak isyan etmiştir. Yani kötülük, ilahi düzenin bir parçası olarak “övgüyle” değil, “imtihanla” açıklanır.

İnsanın en tehlikeli yanılgısı, başkalarının sonunu kesin olarak bildiğini sanmasıdır. Oysa Kur’an bize şunu öğretir: Hüküm yalnızca Allah’ındır. İnsan ise sadece kendisinden sorumludur.

Bir insanın hatalı bir hayat sürmesi, onun mutlak kaybeden olduğu anlamına gelmez. Tıpkı dışarıdan “iyi” görünen birinin de kesin kurtuluşa erdiğinin söylenemeyeceği gibi…

Bu yüzden asıl mesele şudur: Başkalarının akıbetini tartışmak değil, kendi halimizi düzeltmek.

Eğer bir gün bir insanı, geçmişiyle yargılamak yerine hikmetiyle anlamaya çalışırsak; belki de en büyük dönüşüm o zaman başlar.

Çünkü insanı cennete yaklaştıran şey dış görünüşü değil, kalbinin hakikate yönelişidir.

Ve son söz:

Herkes kendi defterini taşır. Herkes kendi hesabını verir. Bizim görevimiz ise hüküm vermek değil, kendimizi düzeltmektir.

Hoşça kalın.