Bölgesel Asgari Ücret Eşitliği Değil, Ayrışmayı Getirir

Son günlerde yeniden gündeme getirilen "bölgesel asgari ücret" tartışması, bana göre ekonomik bir çözümden çok toplumsal eşitliği zedeleyecek bir adımdır.

Aslında bu fikir Türkiye için yeni değil. 1972 yılında benzer bir uygulama yürürlüğe girmiş, ancak zaman içinde doğurduğu sorunlar nedeniyle kaldırılmıştı. Bugün aynı tartışmanın yeniden açılması, geçmişten yeterince ders çıkarılmadığını gösteriyor.

Bölgesel asgari ücretin mantığı şu: Büyükşehirlerde yaşayan işçiler daha yüksek, Anadolu'da çalışan işçiler ise daha düşük ücret alsın. Gerekçe olarak ise büyükşehirlerdeki yüksek kira giderleri, ulaşım masrafları ve yaşam maliyetleri gösteriliyor.

Elbette büyükşehirlerde yaşam daha pahalı. Ancak meseleye sahadan bakınca farklı bir tablo ortaya çıkıyor.

Yaptığım araştırmalarda gördüm ki özellikle sanayi bölgelerinde asgari ücretle çalışan nitelikli işçi bulmak neredeyse imkânsız. Çünkü asgari ücret, devletin belirlediği en düşük yasal ücrettir. Vasıflı çalışanlar bu rakamları zaten kabul etmiyor. Bugün birçok sanayi kuruluşunda maaşlar 45 bin liradan başlıyor. Mesai, prim ve ikramiyeler eklendiğinde çalışanların aylık gelirleri çok daha yukarı çıkıyor. Üstelik servis ve yemek gibi sosyal haklar da sunuluyor.

Özel sektörde de tablo büyük ölçüde aynı. Yani büyükşehirlerde piyasa şartları zaten ücretleri asgari ücretin üzerine taşımış durumda.

Peki Anadolu'da durum nasıl?

İşte asıl sorun burada başlıyor.

Gazetecilik mesleğim gereği Batman'da ve bölgedeki birçok iş yeriyle temas halindeyim. Ne yazık ki hâlâ asgari ücretin altında çalışan insanlar var. Sigortasız çalıştırılan, maaşını düzensiz alan, emeğinin karşılığını alamayan vatandaşlarla sık sık karşılaşıyoruz. Bu tablo, bölgesel ücret uygulamasından çok daha büyük bir sorunun varlığını gösteriyor.

Sorun ücretin bölgelere göre belirlenmesi değil; mevcut yasaların her yerde eşit şekilde uygulanmamasıdır.

Türkiye'nin yatırımlarının büyük bölümünün yıllardır Marmara ve Körfez bölgesinde yoğunlaşması da Doğu ve Güneydoğu'nun geri kalmışlığının en önemli nedenlerinden biridir. Şimdi buna bir de bölgesel asgari ücret eklenirse, bedeli yine Anadolu ödeyecektir.

Bu uygulama ekonomik uçurumu azaltmaz; tam tersine sosyal adalet duygusunu zedeler. Aynı ülkenin vatandaşı olan iki işçinin, sadece yaşadığı şehir farklı diye farklı asgari ücret alması vicdanlarda karşılık bulmaz.

Unutulmamalıdır ki işçi, her yerde işçidir. Emeğin değeri İstanbul'da da aynıdır, Batman'da da, Van'da da, İzmir'de de...

Eğer gerçekten kalkınma isteniyorsa çözüm bellidir: Fabrikaları, organize sanayi bölgelerini ve büyük yatırımları Anadolu'ya taşıyın. İnsanlar doğdukları şehirlerde iş bulsun, üretim artsın, göç azalsın. Böylece hem bölgesel kalkınma sağlanır hem de ekonomik refah daha adil paylaşılır.

Ülkenin ihtiyacı ücretleri bölgelere göre ayırmak değil; fırsatları ve yatırımları ülkenin her köşesine eşit şekilde ulaştırmaktır.

Hoşça kalın…