Doktor Haklıydı… Ama Cebim Daha Haklıydı

Geçtiğimiz günlerde rutin bir sağlık kontrolü için doktora gittim. Tahliller yapıldı, kan değerlerime bakıldı, kolesterolüm ölçüldü, kas ve kemik yapım incelendi. Doktor dosyayı kapatıp bana döndü ve tek cümleyle teşhisi koydu:

"Sağlıksız besleniyorsun. Beslenmene dikkat et. Kan yapıcı, kas güçlendirici ve kaliteli gıdalar tüket."

Haklıydı.

Ardından beni bir diyetisyene yönlendirdi. Diyetisyen de uzun uzun anlattı, önüme altı aylık bir beslenme programı koydu. Listede yok yoktu... Muz, avokado, Ezine peyniri, yumurta, balık, bonfile, kaliteli et ürünleri...

Listeye baktım, sonra cüzdanıma...

İkisi birbirini hiç tanımıyordu.

Eve geldim, hesap yaptım. Ben bu listedeki gibi beslenmeye kalkarsam evdeki diğer fertler ne yiyecekti? Atalarımız boşuna "Biri yer, biri bakar; kıyamet ondan kopar." dememiş.

Listeyi önce buzdolabına astım. Sonra sessizce indirip üzerine bıraktım. Allah bilir bir daha ne zaman açıp bakarım.

Çünkü ben bu ülkenin dar gelirli milyonlarca vatandaşından sadece biriyim.

Bugün markete giren herkes aynı hesabı yapıyor. Bir ürün sepete girsin diye başka bir ürün rafta kalıyor. Hesabı biraz şaşırırsanız, birkaç gün sofrada sadece çorba ve makarna var. Ne yazık ki birçok evde artık çorba ve makarna lüks değil, mecburiyet oldu.

Protein denince akla çoğu zaman tavuk geliyor. Sabah peynir-zeytin, öğlen tavuk dürüm, akşam yine tavuk ya da salçalı makarna...

Karın doyuyor belki ama beden gerçekten besleniyor mu?

İşte asıl soru bu.

Çocukluğumu hatırlıyorum. Kilometrelerce yürürdük, dağ tepe dolaşırdık, merdivenleri ikişer üçer çıkardık. Yorulmak nedir bilmezdik. Çünkü sofralarda doğal gıdalar vardı. Tereyağı, bal, yumurta, et, kuru fasulye, bulgur pilavı, mevsim meyveleri...

O sofralar sadece karnımızı değil, gücümüzü de doyuruyordu.

Bugün ise iki kat merdiven çıkınca nefes nefese kalıyoruz. Gençler enerjiyi kutu içeceklerde arıyor, büyükler ise düzensiz ve yetersiz beslenmenin bedelini hastanelerde ödüyor.

Sağlıklı beslenmek artık bir tercih olmaktan çıktı; birçok aile için ekonomik bir meseleye dönüştü. Doktorun yazdığı reçeteyi uygulamak isteyen binlerce insan, market kasasında hayallerini bırakıp eve dönüyor.

Evet doktor bey...

Siz haklısınız.

Ama inanın ben de haklıyım.

Verdiğiniz listeyi uygulayamadım. Sözümü tutamadım. Bunun nedeni ihmalkârlık değil, geçim derdi.

Eskilerin o meşhur tekerlemesi bugün hâlâ kulaklarımda çınlıyor:

"Aya baktım ay beyaz, ekmeğe baktım ekmek beyaz... Cebe baktım para az. Dedim ki; bu ekmek bana yaramaz."

Sanırım bugün milyonlarca insanın ortak hikâyesi tam da bundan ibaret.

Hoşça kalın sevgili dostlar...