Son günlerde iki farklı ilimizde yaşanan ve hepimizin yüreğini sızlatan o meşum olaylar, toplumda büyük bir infiale yol açtı. Sosyal medyaya baksak her kafadan bir ses çıkıyor; kimi eğitim sistemini yerden yere vuruyor, kimi hükümeti istifaya davet ediyor. Elbette sistemin eksikleri tartışılabilir ancak asıl meseleyi gözden kaçırıyoruz: Kendi sorumluluğumuzu.
Hepimiz için çocuklarımız birer prens ya da prenses. Onlar için en iyi okulları seçiyor, ceplerine harçlıklarını koyuyor, en şık kıyafetleri alıyor ve lüks araçlarımızla okul kapısına kadar bırakıyoruz. Ancak ne yazık ki ebeveynliği, bir "lojistik ve finans" hizmetinden ibaret sanıyoruz.
SORUMLULUĞU HAVALE ETME HASTALIĞI
Bizler, evde kendi çocuğumuzla ilgilenmekte zorlanırken; bir öğretmenin 30-35 öğrenciyle aynı anda ilgilenmesini, hem eğitim vermesini hem de kusursuz bir disiplin sağlamasını bekliyoruz. Üstelik en küçük bir disiplin olayında öğretmeni veli baskısıyla, hatta şiddetle köşeye sıkıştırıyoruz.
Unutmamalıyız ki; öğretmenin çocuğumuza gösterdiği her yapıcı tepki, onun topluma yararlı, disiplinli bir birey olması içindir. Biz öğretmenin elini kolunu bağladıkça, aslında çocuğumuzun gelecekteki karakterini zayıflatıyoruz.
GÜVENLİK X-RAY CİHAZIYLA SAĞLANMAZ
Olayların ardından çözüm önerileri havada uçuşuyor: "Okul girişlerine X-ray cihazı kurulsun", "Her koridora bir polis dikilsin"... Zaten okulların çevresinde emniyet güçlerimiz görev yapıyor. Ancak binlerce öğrencinin çantasını her sabah tek tek aramak ne pratiktir ne de kalıcı bir çözümdür.
Gerçek çözüm, demir kapıların ardında değil, evin içinde başlar.
Çocuğunuzu takip edin, çocuğunuz kimlerle arkadaşlık ediyor?
Çocuğunuzu gözlemleyin, davranışlarında, konuşmalarında veya alışkanlıklarında ani bir değişim var mı?
Çocuğunuzu dinleyin, sadece "Derslerin nasıl?" diye sormayın; ruhuna dokunun, sıkıntılarını beraber aşmaya çalışın.
EBEVEYNLİK EN BÜYÜK SORUMLULUKTUR
Çocuğun cebine para koyup onu en iyi imkânlarla donatmak, ebeveynlik görevini tamamladığınız anlamına gelmez. Ebeveynlik, bir çocuğun hayatına aktif olarak dahil olmaktır. Eğer bizler kendi üzerimize düşen o büyük sorumluluğu yerine getirmezsek, ne devletten ne de okuldan mucize beklemeye hakkımız olur.
Sorumluluk almayan bir aile yapısında yetişen çocuktan parlak bir gelecek beklemek, sadece bir hayalden ibarettir. Gelin, çözümü dışarıda aramayı bırakıp önce kendi soframızdan, kendi evladımızın gözlerinin içine bakmaktan başlayalım.