ENFLASYON GEÇER AMA SOSYAL ÇÖKÜNTÜ KALIR

Ekonomi düzelir mi? Düzelir…

Ya da en azından onunla yaşamaya alışırız. Zaten yıllardır böyle yapmadık mı? Enflasyon indi, çıktı; tek haneye düştü, yeniden tırmandı. Ama asıl konuşmamız gereken başka bir şey var: sessizce çöken bir toplum.

Ekonomik krizler geçicidir. Sosyal çöküntü ise kalıcı izler bırakır.

Bugün içinde bulunduğumuz tabloyu görmezden geliyoruz. Sinemalar, diziler, filmler, hatta tiyatrolar… Mafya dizileri, vurdulu kırdılı sahneler, şiddeti yücelten karakterler, aile yapısını yerle bir eden senaryolar… Bunlar yalnızca “kurgu” değil; farkında olmadan toplumsal zihniyetimizi dönüştüren araçlar.

Bu yapımlar, mantığımızı değiştirdi. Felsefemizi dönüştürdü. Bizi daha agresif, daha mutsuz, daha huzursuz bir topluma çevirdi. Artık hiçbir şey bizi tatmin etmiyor. Hiçbir şey gerçekten sevindirmiyor.

Her şeye kuşkuyla bakıyor, her sorunu şiddetle çözmeye kalkıyoruz.

Ne dost tanıyoruz, ne akraba…

Ne amca, ne dayı, ne komşu, ne arkadaş…

Kimse kimseye güvenmiyor. Kimse kimseyi gerçekten sevmiyor. Sonuç ortada: Aile içi şiddet patlamaları, kadın cinayetleri, anlık boşanmalar…

Bu bir tesadüf değil. Bu sosyal çöküntünün doğal sonucudur. Batman’da etrafınıza bir bakın.

Bakışlar sert, tavırlar gergin. Erkeksi kadın imgeleri, kazak saçlı erkek profilleri, “Üsküdar kabadayısı” özentileri…

Kadınlarımız, kızlarımız mahalle baskısı yüzünden ne giyeceğini bilemez halde. Erkeksiyle kadınsı olanı karıştırıp görünmez olmaya çalışıyorlar.

En ufak sebepten kavga, olmadık yerde tartışma, arkasından kan ve gözyaşı…

Bir yandan yetkililer şiddetle mücadele ettiklerini söylüyor, öte yandan Radyo ve Televizyon Üst Kurulu; şiddeti, aileyi ve ahlaki çöküşü merkezine alan yapımlara nasıl bu kadar rahat izin veriyor, doğrusu düşündürücü.

Bir başka acı gerçek daha var: Bu ülkede insanlar vatandaşlık haklarını bilmiyor.

Kanunlara hâkim değil. Siyasetle politikayı ayırt edemiyor. Batman’da kimi çevirseniz mahallesinin muhtarının adını bilmiyor. Kaç milletvekili var, isimleri neler, bilen yok. İnsanlar artık babaannesinin, dedesinin evine uğramıyor. Hatta babasının kapısını çalıp “halin hatırın nasıl?” demiyor.

Her şey anlık…

Her şey yüzeysel…

“Olduysa oldu, olmadıysa bitti” mantığıyla yürüyen bir toplum ayakta kalamaz.

Avrupa ülkelerini eleştiririz; “gavur” deriz, “ecnebi” deriz. Ama onların bir yaşam felsefesi var. Aile yapıları, kırmızı çizgileri, toplum kuralları var. Onlar için önemli olan şiddet değil; gerçek hayat ve sosyal sorumluluk. Bizde ise silah taşımak “onur”, adam vurmak “cesaret” sayılıyor.

Gazeteleri açın bakın: 13–14 yaşındaki çocuklar, bu sahte kahramanlık yüzünden ya toprağa giriyor ya cezaevine…

İşte sosyal çöküntünün en net göstergesi budur. Bizim kültürümüz şiddeti yüceltmez. Aile içi çürümeyi normalleştirmez. Bu toprakların mayasında merhamet vardır, dayanışma vardır. Birileri dizi satacak, film pazarlayacak diye; bir toplumun temel taşlarıyla oynanamaz.

Buna hükümet de, yetkililer de, RTÜK de izin vermemelidir. Söyleyeceklerim bu kadar…

Aslında daha çok şey var ama anlayan zaten anladı. Anlamayan da dönüp bir daha okusun.

Hoşça kalın.