ERKEKLERİN NAFAKA ÇİLESİ

Ekranlara yansıyan haberlerde, sosyal medyada yapılan paylaşımlarda ve günlük hayatta sıkça karşımıza çıkan bir gerçek var: Nafaka yükü altında ezilen erkekler…

Kimisi 10 gün, kimisi bir gün bile sürmeyen bir evliliğin ardından, yıllar boyu hatta ömür boyu nafaka ödemek zorunda kalıyor.

Mevcut yasal düzenlemelere göre; boşanan kadın, resmi nikâhla yeniden evlenmediği sürece nafaka almaya devam edebiliyor. Kanun açık: Hakim şartları uygun görürse erkeği nafaka ödemeye mahkûm edebiliyor. Hukuka saygımız elbette tartışılmaz. Ancak uygulamada ortaya çıkan bazı tablo ve örnekler, bu konunun yeniden ele alınması gerektiğini gösteriyor.

Bugün gelinen noktada, bazı kadınların bağlanan nafakayı bir “geçim kapısı” olarak görüp yeniden evlenmemeyi tercih ettiği ya da resmi nikâh yapmadan hayatını sürdürdüğü de bir gerçek. Böyle olunca nafaka, geçici bir destek olmaktan çıkıyor; erkeğin hayatına vurulan maddi bir kelepçeye dönüşüyor.

Daha da çarpıcı olanı şu: Nafakanın bir ay gecikmesi ya da ödenmemesi halinde, erkek hakkında hapis yolu açılabiliyor. Yani borcunu ödeyemeyen bir baba, bir çalışan, bir vatandaş cezaevine girebiliyor. Kurtuluşu yok.

Hal böyleyken sormak gerekiyor:

Ömür boyu nafaka adil mi?

Elbette istisnai durumlar vardır. Yıllarca süren evlilikler, çocuklar, çalışamayacak durumda olan kadınlar… Bunlar göz ardı edilemez. Ancak bir gün bile sürmeyen bir evliliğin ardından, bir erkeğin ömür boyu nafaka ödemeye mahkûm edilmesi hangi vicdana sığar?

“Bir gün için bir ömür maddi kelepçe”

Bu tanım, maalesef birçok dosyanın özeti niteliğinde.

Hükümet yetkilileri zaman zaman nafaka süresinin makul bir zamanla sınırlandırılacağı yönünde açıklamalar yapıyor. Ancak bugüne kadar somut bir düzenleme hayata geçirilmiş değil. Oysa artık çağın ve toplumun gerçeklerine uygun, evlilik süresini esas alan, adil ve dengeli bir nafaka sistemine ihtiyaç var.

Kadınları korumak elbette devletin görevidir. Ancak bu koruma, diğer tarafı ömür boyu cezalandırmaya dönüşmemelidir. Bugün birçok erkek nafaka yükü nedeniyle yeniden evlenemiyor, psikolojik olarak yıpranıyor, hatta suçu olmadığı halde cezaevine giriyor.

Bu artık bireysel bir sorun olmaktan çıkmış, toplumsal bir yaraya dönüşmüştür.

Bizler ne hâkimiz ne de yasa koyucuyuz. Ancak gördüğümüzü, duyduğumuzu ve yaşananları kalemimizin döndüğünce dile getirmek de bir vatandaşlık sorumluluğudur.

Bugün kader mahkûmu haline gelen birçok erkeğin sesi olmaya çalıştık.

Sürçülisan ettiysek affola.

Hoşça kalın.