Bence çekinmeyin… Bir gün gidin belediyenin temizlik müdürlüğüne. Sorun:
“Toplanan çöplerin ne kadarı mutfak atığı?”
Alacağınız cevap sizi şaşırtmazsa, gerçekten şaşarım.
İlk sırada ne var biliyor musunuz?
Başımızın üstünde taşıdığımız, adına nimet dediğimiz ekmek.
Her yıl yaklaşık 8 ila 10 ton ekmek, ya çöp konteynerinin yanına bırakılıyor ya da doğrudan içine atılıyor. Temizlik personeli fark ederse kurtarılıyor, gözden kaçarsa doğruca çöp toplama merkezine gidiyor.
Bakın, altını çizerek söylüyorum…
Yere düştüğünde üç kere öpüp başımıza koyduğumuz, eskiden sofrada kırıntısını bile toplayıp yediğimiz ekmekten söz ediyorum.
Ve ne yazık ki tablo bununla da bitmiyor.
Çöplerin yaklaşık yüzde 70’i, meyve ve yemek artıklarından oluşuyor.
Peki neden?
Cevabı acı ama net: Açgözlülük.
İhtiyacımızdan fazla alışveriş yapıyoruz. Yetmiyor, yemek yaparken de ölçüyü kaçırıyoruz. Dört kişilik sofraya altı-yedi kişilik yemek pişiriyoruz. Sonra ne oluyor?
“Fazla kaldı” denilip çöpe gidiyor.
Gelişmiş, medeni ülkelerde çöplerde ne ekmek bulursunuz ne de bir elma. Çünkü insanlar şunu biliyor: Gıda her gün var. Taze, ulaşılabilir ve yeterli.
Evde beş kilo portakal stoklamanın, beş ekmek fazladan almanın bir anlamı yok.
Zaten dikkat edin, artık birçok evde kiler diye bir kavram bile kalmadı.
Ama özellikle burada bir parantez açmak gerekiyor.
Kadınlarımızın bu konuda mutfakta daha bilinçli bir duruş sergilemesi şart. Alışverişte sepet doldurmak yerine, ölçüyü esas almak hepimizin yararına.
Bayatlayan ekmek çöpe mi gider?
Hayır.
İnternete bakın; köfteden çorbaya, tatlıdan galetaya kadar onlarca geri dönüşüm yolu var.
Meyve alırken az ama çeşitli almak hem göze hitap eder hem de zamanında tüketilmelerini sağlar. Meyve çöpe değil, mideye inmeli. Kompostolar, pastalar, reçeller… Hepsi mümkün. Yeter ki niyet olsun.
Unutmayalım:
Tasarrufun küçüğü büyüğü olmaz.
Tasarruf, tasarruftur.
Ve en büyük tasarruf mutfakta başlar.
Mutfakta yapılan tasarruf, aile bütçesinde nefes aldırır. Az harcanan para, başka ihtiyaçların kapısını açar.
Benim yaşımdakiler iyi hatırlar…
Annelerimiz yedi çeşit bulgurdan yedi ayrı yemek çıkarırdı. Her biri başka bir lezzet olurdu. Karpuz ve kavun çekirdekleri yazın toplanır, kurutulur; kışın haşlanıp tuzlanarak bir eğlenceye dönüşürdü.
Eskiler ekmeği çöpe atmazdı.
Meyveyi çöpe atmazdı.
Son lokmasına kadar değerlendirirdi.
Bu sayede kıt imkânlarla geçinir, ekonomilerini aşmadan yaşamlarını sürdürürlerdi.
Bugün bir market alışverişine çıktığınızda 8 ila 10 bin lira harcıyorsunuz. Bu alışveriş en fazla 15-17 gün yetiyor. Sonra yeniden market yolu görünüyor.
Neden?
Çünkü mutfakta geri dönüşümü devreye sokmuyoruz.
Bir de işin doğrusu şu: Çok olanın israfı da kolay oluyor.
Tekrar söylüyorum; gidin belediyenin temizlik müdürlüğüne. Orada rakamlarla görürsünüz…
Cennete mi yakınız, cehenneme mi; günahımız ne kadar, sevabımız ne kadar…
Hepsi çöplerin içinden okunuyor.
Hoşça kalın.