İkilem, birkaç seçenek arasında kalmayı ya da iki olasılık arasında kalarak birini seçme zorunluluğu duymayı ifade eder. İstenmeyen veya istense de seçimi zorlaştıran iki taraflı kararsızlık halini işaret eder.
Son yüzyılın kötü hediyelerinden biri olan “Boşanma” seçeneği, evliliklerin bitirilmesi noktasında sınır tanımayan bir açılıma sahip. Çünkü insanlar artık evliliğe macera veya oyun gözüyle bakma hatasına düşmüş vaziyette.
Bazı şeylerin değeri yok olunca hiçbir manası kalmayan durumların hayatımızda kalma olasılığı azalma eğilimine yönelmekte. Değeri kalmayan ve anlamını yitiren şeyler insanlar tarafından yaşam alanlarından atılma kaderine mahkûm ediliyor.
Evlilik ve boşanma gibi iki ana olgunun sahip olduğu değer ve insanlar için var olan mana boyutu “Yüzyılımızın oyuncağı” diyebileceğimiz seviyelere düşürülerek, artık doğal bir hayat dönemi anlamına gelir oldu.
Evlenme sürecinde sınırsızca yaşanan heyecan ve beklenti dalgası, evlilik başlangıcıyla birlikte yerini oyun oynama ve heyecanları zirve noktasına kadar tatma boyutuna bırakmakta.
Sonrası mı?
Duyguların ve heyecanların tatmin olması, beklentilere olumsuz yaklaşım, manevi hissiyattan çok maddi unsurlara açlık, değerlerin ve samimiyetin yerine şatafat ve gösterişin alması gibi nedenlerin yol açtığı umutsuzluklar ve yıkımlar…
Çünkü evliliğe bir değer katma veya evlilik yapılan kadın/erkeği kabullenememe gibi mantıksal çıkarımlar, ne yazık ki boşanmaların yüksek istatistik verilerini önümüze koyuyor.
Mantık kadar duygusal ve düşünsel kabullenmeler ön plana alınmadıkça ve evliliğe oyun, heyecan, macera yaşama, gösteriş yapma bakışıyla yaklaşıldığı sürece, evlilik-boşanma ikilemi çözülemez hallere dönüşmeye devam edecektir.
“Kutsallık” gibi “Erdemlilik” kavramının da hiç düşünülmeden devre dışı bırakılması sonucu yapılan evliliklerin çoğunun sağlam temellere oturtulamadığı görülüyor.
İnsanın açmazı olan ve ikilem yaşamasını sağlayan şey değersizlik/inançsızlık konusunda zayıf davranışlar gösterilmesidir. Evliliğe olan inanç yitirildiğinde ve kişiye/ortak hayata değer verilmediğinde doğal sonuç ayrılık ve boşanma olmakta.
Karşılıklı özgüven ve ortak yaşama olan değerin varlığı kalplerden silinince, ortada evlilik inancı kalmadığından, insanların kendilerini sorgulamasına gerek kalmıyor.
Önemli bir problem noktası da kişilerin kendilerini evlilik ve ortak yaşam dönemlerinde sorgulayarak sorumluluk edinmenin yollarına başvurmamasıdır.
Evlilik adımlarının ilk atıldığı zamanlarda yapılan görüşmelerdeki abartının, isteme ve söz kesme dönemlerinde yapılan gösterilerin, nişan ve kına zamanlarının şatafatlı anlarının ve düğünlerin kontrolsüz kutlamalarının sonucu yapılan evliliklerin heyecanı ne yazık ki ilk aylardan itibaren sönmeye başlamakta. Yaşanan heyecan ve abartılan kutlamaların yerini sessizlik ve zorunluluk halleri almaya başlamakta.
İşte yanlış olan bu…
Heyecanı yitirmek, aynı heyecanı duymaktan kaçınmak ve karşıdakini kabullenmeyerek evliliği oyuna çevirmek en son yaşanması gereken durumlardır. Hayatımıza ne anlam kattığımız önemli!