Fala İnanma, Falsız da Kalma

Kahvenin Yemen’den geldiğini bilmeyen yoktur ama en iyi kahveyi kimin yaptığı konusunda tartışma bile gereksizdir: Türkler. Kendine has aromasıyla, köpüğüyle, sunumuyla Türk kahvesi sadece bir içecek değil, başlı başına bir kültürdür. Öyle ki “Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır” sözü de boşuna söylenmemiştir.

Kahve içmenin bile bir adabı vardır. Erkekler kahveyi daha çok lezzeti, tadı ve keyfi için içer. Damak tadı önemlidir; gerisi çok da umurlarında değildir. Kadınlar ise kahveyi çoğu zaman sohbetin bahanesi, falın vesilesi olarak görür. Çünkü fıtratlarında geleceğe dair merak, yarına dair endişe vardır. Bu merak, fincanın dibinde şekil aramaya kadar uzanır.

Hani derler ya: “Fala inanma, falsız da kalma.” İşte bu söz, kahve kültürünün tam ortasına yerleşmiş durumda. Bazı insanlar saatlerini kahve içip fincandaki şekillere bakarak geçirir; geçmişle geleceği aynı fincanda harmanlamayı sever. Kimi bunu sadece eğlence olsun, sohbet uzasın diye yapar. Kimisi içinse iş ciddidir; falda söylenene inanılır, hatta ona göre adım atılır.

Oysa biz Müslümanlar biliriz ki fal haramdır. Geleceği kimse bilemez. Çünkü Allah Celle Celalühü, geleceğin bilgisini kuluna değil, kendisine saklamıştır. Buna rağmen, özellikle kadınlar kahve biter bitmez fincanı ters çevirir, “Hadi bir bak” diye yanındaki arkadaşına uzatır. İşte tam da bu noktada masum eğlence ile inanç arasındaki çizgi bulanıklaşır. Fal, yön belirlemeye başladığı anda tehlikelidir. Belki de bu yüzden Müslümanlara açıkça yasaklanmıştır.

Türk kahvesi kültürü bu ülkede neredeyse herkesin hayatında vardır. Son yıllarda filtre kahveler, zincir kafeler moda olsa da Türk kahvesinin tahtını sallayabilen henüz çıkmadı. Çünkü Türk kahvesi sadece içilmez; sohbeti de beraberinde getirir. Bir fincan kahveyle muhabbet demlenir, dostluk pekişir.

Peki neden “kırk yıl hatırı var” denmiştir? Rivayete göre Yemen’de bir Arap, bir Fransız’a kahve ikram eder ve parasını almaz. Aradan kırk yıl geçer. Fransızlar Yemen’i işgal ettiğinde o Arap esir düşer. Onu esir alan Fransız komutan, yıllar önce kendisine kahve ısmarlayan kişiyi tanır ve serbest bırakır. “Neden beni saldın?” diye soran Yemenliye verdiği cevap manidardır: “Kırk yıl önce bana bir kahve ikram etmiştin. Ücretini almamıştın. Onun hatırı var.”

İşte o gün bugündür bu söz dillerde dolaşır.

Ben de bu vesileyle bir hatırlatma yapayım: Kahve güzel, sohbet güzel ama fal yalandır, günahtır. Geleceği Allah’tan başka kimse bilemez.

Hoşça kalın.