FİLİSTİNLİ ÇOCUK İMAD

2012 yılının Temmuz ayı idi, 48 kişiden oluşan bir kafile ile İsrail ve Filistin seyahatine çıktık. Sabahın ilk ışıkları ile beraber, İstanbul Hava limanından THY ile İsrail Telaviv’e gitmek için havalandık, İki buçuk saat süren yolculuktan sonra Telaviv Hava alanına indik. Doğruca Pasaport kontrolü için gişelere yöneldik, gişedeki genç kız pasaportuma baktı ve durmadan bana soruyor Pepe Pepe diye bir şeyle söylüyor. Ben bir şey anlamadım genç kız geriye baktı. Görevli bir genç geldi bana el hareketleri ile, içeri geleceksin dedi, orada da yine Pepe Pepe muhabbeti oldu ben yine bir şey anlamadım, sonra yanıma bir genç daha geldi, elindeki listeyi önüme koydu, bana dedi ki, sen hangi dilleri biliyorsun, bende Türkçe ve Kürtçe biliyorum birazda Arapça biliyorum dedim. O genç hemen benimle Arapça konuştu dedi ki Pepe Ced yani Dedenin ismini soruyoruz, onlara Dedemin ismini söyledim, ne işle meşgul olduğumu sordular onu da onlara söyledim, kısa sürede mehabetimiz dostluğa dönüştü, bu sabah bildiğim o az Arapça işime çok yaradı, nazik bir şekilde beni tekrar kafileye teslim ettiler.

İşin ilginç tarafı dönüşte yine benzer bir durumla karşılaştım. Kafile başkanı bize İsraillilerle konuşmuşuz, Pasaportlara İsrail Mührünü basmayacaklar, çünkü bu mühür İran ve Arap ülkelerine giden kişilere sorun yaratır, fakat 48 kişiden sadece benim pasaportuma Mühür bastılar,  bir ara İran'a giderken bu mühür epey başımı ağrıttı.

Oradan otobüslere bindik o gün Yafa ve Telaviv'in sokaklarında gezdikten sonra,  akşamüstü üç gece dört gün kalacağımız Kudüs Remada öteline vardık, Telaviv ve Kudüs arasındaki yollar, ormanlar, Viyadükler muhteşem idi. Otelde Kastamonulu bir kişi ile aynı odayı paylaşacağız.  Sabah namazına gitmek için bir araba tahsis ettiler, kırk sekiz kişiden gelenlerin sayısı on beşi geçmedi, bunlardan ikisi resmi imam eşleri ile beraber idiler. Beytül mukaddese girmek için İsrailli askerlerin kontrolünde iks ray cihazından geçtik, sonradan duydum ki o askerler İsrail vatandaşı olan Müslüman askerlerden oluşuyordu, sabah namazında Cami yüzde yetmiş dolayında dolu idi. Cemaatin büyük çoğunluğu da gençlerden oluşuyordu.

Sabah kahvaltısından sonra bugün programda El Halil ve Beytüllehim kentlerini gezmek var. El Halil kentine vardık.

Altı yüz binli kentin etrafı duvarla çevrilmiş, girişte İsrail askerlerin kontrolünden geçip El Halil'deki Hz. İbrahim ve eşi Sara'nın mezarları bulunan camiye Beytül mukaddeste olduğu gibi iksray cihazından içeri girdik. 1991 yılındaki bir İsraillinin 12 kişiyi katlettiği saldırıdan kalma kurşun izleri yerinde duruyor. Camiden çıktığımızda etrafımızı Filistinli çocuklar sardı, kimi bir şeyler satmak istiyor, kimi birkaç kuruş almak istiyor, fakat İsrailli askerler aramıza bariyer koymuşlar, çocuklar içimize dalmak istiyorlar askerler bırakmıyor, çocuklar bariyerlere tırmanıyor, askerler indiriyor, tekrar tekrar deniyorlar ama faydasız askerler mani oluyor, işin iyi tarafı asker hiç kaba değiller, çocuklarla oyun oynar gibi davranıyorlardı, o arada gözüm 6 - 7 yaşlarında bir çocuğa ilişti, çocuk canla başla yanımıza gelmek istiyor, bir çabalıyor, bir çabalıyor, ama askerler mani oluyor, bir ara bu çocuk askerlerin gafletinden yararlanıp bariyerleri aşıp aramıza daldı, benim gözüm hep onun üstünde idi, gelir gelmez elinden tutum,  10 doları avucunun içine bıraktım ve ismini sordum, İyad deyip aynı hızla tekrar bariyerlerin arkasına atladı.