Geçen gün bir haber kanalında denk geldim… İzmir’de geçtiği söylenen bir trafik uygulaması. İlk bakışta sıradan bir kontrol gibi.
Trafik polisi bir aracı durduruyor. Direksiyonda iki genç kız var. Yanlarında kolu kırık, alçılı bir genç erkek. Evraklar isteniyor: ehliyet, ruhsat, muayene… Hepsi tamam. Emniyet kemeri takılı. Alkol yok, uyuşturucu yok.
Her şey “normal” görünüyor.
Ama sonra detaylar devreye giriyor: Camlarda film var, araçta biraz modifiye, süspansiyonlar düşük. Trafik polisi burada “mevzuata aykırı” diyerek cezayı kesiyor. Ardından süreç ilerliyor: araç bağlanıyor.
Ve işte asıl kırılma noktası burada başlıyor…
Gençler gece yarısı, “Abi ceza yazın ama aracı bağlamayın” diye yalvarıyor. Ama karar değişmiyor. Tartışma büyüyor, ortam geriliyor. Sonuçta araç bağlanıyor, gençler karakola götürülüyor.
Hikâyenin sonunda geriye şu tablo kalıyor: Bir ceza, bir bağlanan araç ve gecenin ortasında sarsılmış iki genç.
Peki sorulması gereken asıl soru şu değil mi?
Görev yapıldı mı? Evet.
Peki, nasıl yapıldı?
Devletin büyüklüğü sadece kural uygulamakla mı gösterilir, yoksa o kuralı uygularken insanı kazanmakla mı?
Elbette trafik kuralları vardır, olmalıdır. Kimse keyfine göre cam filmiyle, modifiye ile trafiği düzenleyemez. Ama her ihlalin aynı sertlikte, aynı refleksle karşılık bulması da toplum vicdanında ayrı bir tartışma doğurur.
Çünkü bazen bir söz, bir yaklaşım, bir uyarı; binlerce liralık cezadan daha kalıcıdır. Daha önemlisi, devlete olan güveni ya güçlendirir ya da zedeler.
Burada mesele sadece 7.500 liralık ceza değildir.
Mesele, o iki gencin o geceden sonra devlete nasıl baktığıdır. Trafik polisini nasıl hatırladığıdır. Ve “ilk hatamda beni anlayan mı vardı, yoksa sadece cezalandıran mı?” sorusunun zihinde nasıl yer ettiğidir.
Evet, kurallar uygulanmalı.
Ama gençler de kaybedilmemeli.
Çünkü bu gençler bizim gençlerimiz…
Onları sadece cezayla değil, doğru yönlendirmeyle, sabırla ve sağduyuyla kazanmak zorundayız. Aksi halde geriye sadece ceza tutanakları kalır; ama kırılmış gönüller ve zedelenmiş bir güven duygusu kalır.
Hoşça kalın.