GÜVEN Mİ OTORİTE Mİ?

          Bu hafta, yazma fikri olarak epeydir aklımda olan bir soruna değineceğim. Ana-babaların doğru sandığı bazı yanlışlar üzerine pedagojik eğitimin refakatinde hasbelkader fikir yürüteceğim.

         Önce, ana-babaların eğitim meselesini hangi somut şartlar içerisinde ele aldıklarını ve nasıl değerlendirdiklerine bakalım. Onlar öncelikle, çocuklarının geleceğini sağlamayı düşünürler. Bu itibarla, çocuklarının hayatta başarı kazanmaları için onları bazı araçlarla donatmak isterler. Fakat ne yazık ki, çok defa onları hayata 《zıt》 bir şekilde donatmaktan başka bir şey yapmazlar. Çünkü onlar çocuklarının hayal kırıklığına, başarısızlığa ve kötümserliğe uğramaması ya da tam tersine, mutlu ve başarılı bir hayat yaşaması için, sadece kendi tecrübelerine dayanırlar. Çocuklarını neye hazırlamak ve neye karşı donatmak gerektiğini kendi hayatlarından aldıkları örneklerden çıkarırlar.

          Ana-babalar, belli birtakım hayat şartları içinde ya başarısızlığa veya hayal kırıklığına uğraşmışlardır. Yaşadıkları hal ve şartlar içinde ya gençliklerinin veya dürüstlüklerinin verdiği güven ile kişiliklerini belirtmeye çalışmışlardır. Veyahut hayatta her şeye rağmen, açık kalpli, metîn ve namuslu kalmak istemişlerdir. Böylece, hayatın istediği değişim ve kendini yenileyebilme kabiliyetinden yoksun olmuşlardır. Başka bir deyimle, içinde yaşadıkları şartlara ve zamana tamamıyla uyamamışlardır. Bununla beraber, yalnız itaat etmek ve uysal olmak suretiyle oldukça sakin bir hayatla yetinmişlerdir.

           Fakat bugünkü eğitim sistemi bu anlayış üzerine kurulamaz. Eğitim artık yalnız tabî olma refleksine uygun yürütülemez. Çünkü, böyle bir eğitim sisteminde çocuk itaat eder, fakat uyuşuk ve korkak bir ruha sahip olur. Bunun için, bu eğitim ideal olamaz.

           O halde, en uygun eğitim, kız veya erkek çocuklarını, kişiliklerinin gelişmesini sağlayacak onlarda mücadele alışkanlığı yaratacak şekilde yetiştirmektir. Biz başarının verdiği en devamlı ve en derin mutluluğu böyle bir eğitimde bulabiliriz. Bu itibarla, çocuklarımızı ezen, kişiliğini baskılayan eski sistemlerden ziyade, bireysel kararlarını mantık çerçevesinde alabilmelerini sağlayan yenilikçi bir sistem baz alınmalıdır.

           Bununla beraber, pratik olarak göz önünde tutulması gereken bazı kurallar ve kazanılması gerekli olan bazı alışkanlıklar vardır. Her şeye rağmen, çocuğun, en az derecede de olsa itaat etmesi gerekir. İşte meselenin düğüm noktası burasıdır: Otorite mi kullanayım, yani çocuğumdan tam bir itaat mi isteyeyim? Yoksa özgürlük esasına göre bir eğitim mi güdeyim? Bu takdirde, bu özgürlüğün ölçüsünü nasıl belirleyelim? Bu öyle bir mesele ki, eğitimci bunu çok defa kendi karakterine göre halleder ve böylece, en sonunda kararsız ve tutarsız bir eğitime yani, bugünkü bazı çocukların ıstırap çektiği en büyük kötülüklere yol açar. Çocukları hayatın ümitsizliklerine ve hayal kırıklıklarına terk etmeli mi? Bu takdirde, çocuklar hayatın en acı darbelerini hazırlıksız olarak karşılamaya terk edilirler. O halde, bu acı darbeleri çocuklara önceden haber vermeli mi? Onları hayatın sert ve insafsız çehresini göstermeli mi?

            Evet, göstermeli. Temiz ve masum duygularını ve içten gelen hayat hamlelerini feda etmemek ve bunlara zarar vermemek şartıyla, çocuklara hayatı olduğu gibi tanıtmak gerekir. Çocukları, derin ve yüksek heyecanlar duymakta, hayattan olağanüstü şeyler beklemekte, aşka inanmakta serbest bırakmak gerekir. Fakat ana-babalara göre bu tehlikeli bir şeydir. Peki, çocuklara bu meseleleri hangi yaşta anlatmalı?  Ana-babalar, çocuklarını vaktinden önce ihtiyarlatmaktan, hayata karşı şüpheci, çekingen veya küskünbir tavır takınmalarına sebep olmaktan yahut dinamizmlerini söndürmekten daima korkarlar. O halde çocukları kesin olarak neye hazırlamalı; orta derece veyahut pasif bir bireye mi? Yoksa çeşitli ve yüksek potansiyelli fikir adamlarına mı? Bence makul her aile için cevap gayet açık.

       Bu hafta ebeveynlerin pedagojik yeterliliği üzerine bir yazı yazdım. Önümüzdeki haftalarda bu konuya tekrar değineceğim. Önümüzdeki haftaya dek, esen kalın.