Batman Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne her gidişimde aynı soruyu kendime sormadan edemiyorum: Burası gerçekten bir hastane mi, yoksa bitmek bilmeyen bir şantiyeye dönüşmüş bir sağlık kurumu mu?
Bir yanda hastalar, doktorlar ve hemşireler; diğer yanda matkap sesleri, boya kokuları, marangozlar ve tadilat ustaları... Hastane koridorlarında dolaşırken bazen öyle manzaralarla karşılaşıyorsunuz ki, insan şaşırıp kalıyor. Hatta kimi zaman hasta yakınlarının ustalara soru sorduğuna bile şahit oluyorsunuz. İşte tam da bu yüzden aklıma şu söz geliyor: "Hastane içinde hastane."
Yıllardır süren tadilatlar bir türlü bitmek bilmiyor. Asıl soru ise şu: Neden tadilatlar hasta, doktor ve sağlık çalışanlarının arasında yapılıyor? Hijyen kuralları nerede? Hastaların kullandığı bazı yatakların durumu içler acısı. Süngerler yıpranmış, mekanizmalar eski, temizlik konusunda ciddi eksiklikler göze çarpıyor.
Normal şartlarda bir hastane bölümünde tadilat yapılacaksa o bölüm boşaltılır, hastalar başka servislere veya gerekli durumlarda başka hastanelere yönlendirilir. Ancak burada hasta ile usta, sağlık hizmeti ile inşaat çalışması adeta iç içe geçmiş durumda. Tozun, boyanın, tiner kokusunun olduğu bir ortamda sağlık hizmeti vermek ne kadar doğru?
Batman'ın yıllardır çözülemeyen bir başka gerçeği de hastane ve yatak kapasitesinin yetersizliğidir. Yeni hastaneler yapılıyor, bazı projeler devam ediyor ancak mevcut yük hâlâ Batman Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin omuzlarında. Peki bu kadar yoğunluğa rağmen çevre il ve ilçelerden hasta sevkleri neden hâlâ ağırlıklı olarak Batman'a yapılıyor?
Yatak kapasitesi belli, doktor sayısı belli, hemşire sayısı belli. Tek bir hastanenin bu kadar yükü uzun süre taşıması mümkün mü?
Elbette yöneticilik kolay bir iş değildir. Hiç kimse herkesi memnun edemez. Makamlar da kalıcı değildir. Ancak önemli olan, o makamlara neden gelindiğini unutmamaktır. Vatandaşın beklentisi bahane değil, çözüm duymaktır.
Ben hastane yöneticilerini şahsen tanımam. Benim bildiğim ve ilgilendiğim şey hastanenin kendisidir. Bir bölüm tadilata alınmışsa o bölümün hızlı şekilde tamamlanması gerekir. Koridorların eski eşyalarla dolması, hasta odalarının şantiye görüntüsüne bürünmesi kabul edilebilir bir durum değildir. Önce bir bölüm tamamlanmalı, ardından diğer bölüme geçilmelidir.
Ancak tüm sorumluluğu yönetime yüklemek de doğru olmaz.
Yıllardır eksikliğini hissettiğimiz bir başka konu da hastane kültürüdür. Bu hastane hepimizin. İçindeki yataklar, dolaplar, banyolar ve diğer ekipmanlar kamu malıdır. Ne yazık ki bazı hastalar ve hasta yakınları kullandıkları alanları gerektiği gibi korumuyor. Kırılan eşyalar, bırakılan çöpler, kötü kullanılan ortak alanlar bunun en somut örnekleri.
Evimizde nasıl davranıyorsak, ortak yaşam alanlarında da aynı hassasiyeti göstermek zorundayız. Temizlik sadece görevlilerin işi değildir; toplumun ortak sorumluluğudur.
Temizlik, inancın da insanlığın da temel şartlarından biridir. Kişilik sadece konuşmakla, eleştirmekle ortaya çıkmaz. Yaşadığımız ve paylaştığımız alanlara gösterdiğimiz özen de karakterimizin bir parçasıdır.
Benim niyetim birilerini suçlu ilan etmek değil. Tam tersine, bu tablonun düzelmesi için herkesi sorumluluğa davet etmektir.
Çünkü sağlık, hepimizin ortak meselesidir.
Hoşça kalın...