Hay Maşallah!

Rahmetli Nejat Uygur’u bilmeyen yoktur. Kurtuluş Tiyatrosu’nda sahnelediği oyunlarla izleyiciyi kahkahaya boğan, güldürürken düşündüren ender ustalardandı. Onun skeçleri yalnızca mizah değil, aynı zamanda sağlam bir toplumsal eleştiriydi.

Bir oyununda siyasetçi, daha doğrusu milletvekili rolündedir Nejat Uygur. Bir açık oturum sahnesi… Salondaki bir katılımcı, ünlü yazar ve düşünür Goethe’ye hayran olduğunu söyler. Nejat Uygur şaşkınlıkla durur, arkasına bakar:

“Nasıl yani?” der adeta.

Katılımcı, Goethe’nin çok iyi kitaplar yazdığını anlatmaya devam edince bu kez ayağa fırlar, tekrar arkasına döner ve o meşhur repliği patlatır:

“Benim popom sadece tuvalet değişimi görüyor, milletin poposu okuyup yazıyor!”

Gülersiniz… Ama gülüşünüz boğazınızda düğümlenir.

Çünkü Nejat Uygur bu skeçte, makam sahibi olup da dünyadan bihaber olanları öyle bir anlatır ki, bugün hâlâ geçerliliğini korur.

Evet, bir makama gelmiş olabilirsiniz. Seçilmiş ya da atanmış da olabilirsiniz. Ama dünya görüşünüz yoksa, okumamışsanız, düşünmemişseniz, vatandaşa hizmet etmeyi bırakın, kendinize bile faydanız olmaz.

İtiraf edeyim; Batman’da böyle insanlarla sık sık karşılaşıyorum. Kılık kıyafet yerinde, bir yerlere başkan seçilmiş ya da yönetici yapılmış… Ama vizyon yok. Dünya yok. Görüş yok.

Karşısında durup “Nasıl yani?” demekten kendimi alamıyorum. Bu insan bu bilgiyle, bu donanımla bu noktaya nasıl gelmiş? Kim getirmiş? Neden getirmiş?

Edebiyat yok.

Felsefe yok.

Mantık yok.

Matematik yok.

Ama makam var, yetki var, söz sahibi olma hali var.

Sonra insan ister istemez şunu soruyor: Bu insanlar bilerek mi bu mevkilere getiriliyor?

Arkasında durup Batman’da istedikleri gibi at koştursunlar diye mi?

Başka bir izahı yok gibi.

Öyle ki, bu kişiyi doktora götürseniz kendi hastalığını anlatamayacak kadar bilgisiz…

Ama gelin görün ki Batman’da söz sahibi!

Parayla mı geliyorlar, yoksa arkalarında onları iten, yükselten görünmez güçler mi var; bilemiyorum.

Sonra da oturup şikâyet ediyoruz: “Batman neden gelişmiyor?”

“Yatırımlar neden gelmiyor?”

İstemesini bilmiyoruz ki yapılsın.

Kullanmasını bilmiyoruz ki yaşatılsın.

Ya kırıyoruz, ya döküyoruz; olmadı kapatıyor, kurtuluyoruz.

Acı ama gerçek şu: Birçok ileri gelenin vizyonu yok.

Demek ki dışarıdan vali gelmezse, dışarıdan vali yardımcıları gelmezse, Batman için projeler hazırlanmazsa; bu şehir hâlâ köy ölçeğinde kalırdı.

Kendimi de işin dışında tutmuyorum. Eğer 30–40 yıl bu şehirden uzak kalmasaydım, belki ben de kör, sağır ve dilsiz olacaktım. En önemlisi, Batman’da olup biten bu cehaletin farkına bile varamayacaktım.

Sözüm meclisten dışarı.

Kimseyi aşağılamak derdinde değilim. Ama bazı şeyleri de söylemek gerekiyor.

Bazen öyle kilit noktalardaki insanlarla karşılaşıyorum ki…

İçimden sadece şu cümle dökülüyor:

“Hay maşallah!”

Bu yüzden bir atasözü gelir aklıma:

“Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar.”

Benim tespitim budur.

Anlayana saz,

anlamayana davul zurna az.

Hoşça kalın.