İÇİMİZDEKİ KEŞKELER RUHUMUZU YORUYOR

Yılmaz Erdoğan’ın bir kitabı vardı: “Keşkeler”. Aslında hepimizin hayatında o kitapta anlatılanlara benzeyen, içimizi kemiren birçok “keşke” var. Geçmişte alınmayan kararlar, kaybedilen fırsatlar, kırgınlıklar, pişmanlıklar… Hepsi birer küçük çentik atıyor ruhumuza.

Keşkeler genellikle geçmişe ya da geleceğe uzanıyor. Geçmişteki pişmanlıklar bazen bir evliliğe, bazen nedensiz bir küslüğe, bazen de kaçırılan maddi-manevi fırsatlara bağlanabiliyor. Gelecekle ilgili kaygılar da buna eklenince insanın iç dünyasında bir ağırlık oluşuyor. İşte bu yük, zamanla ruhu yıpratıyor, hatta bazı insanları depresyonun eşiğine kadar sürükleyebiliyor.

Peki, ne yapmalı?

Öncelikle, “eski defterleri kapatmak” en doğru adım. İrade zayıf düştüğünde, “keşke”ler zihnimizi esir almaya başladığında profesyonel bir destek almak da gerekebilir. Çünkü insan ruhu bir limanda çürümeye bırakılmış gemi gibi kalmamalı. Hayatın kaçan fırsatları, denizcilerin tabiriyle “büyük balıklar” olabilir. Ama unutmayalım: Her kaçan fırsat, yeni bir fırsata yol açar.

Zaman çok kıymetli. Onu geçmişteki pişmanlıklara harcamak, bugünü ve geleceği elimizden almak demektir. O yüzden “keşke” demek yerine, “iyi ki” diyebilmenin yollarını aramalıyız. Çünkü insan, farkında olmadan keşkelerle oyalanırken, yaşaması gereken güzelliklerden mahrum kalıyor.

Bir düşünür şöyle demiş:

“Gördüğünüz şeyi beğenmediyseniz, gözlerinizi kapatın. Biraz bekleyin, hayal edin. Sonra yeniden açın. Her şey size daha güzel görünecek.”

Belki de yapmamız gereken tam olarak bu: Gözlerimizi kapatıp içimizdeki keşkeleri silmek, hafızamızın yükünü hafifletmek ve yeni bir güne yeni bir hayat gibi başlamak.

Unutmayalım, her sabah doğan güneş bize şunu fısıldıyor:

“Yeni bir gün, yeni bir hayat demektir.”

Hoşça kalın…