Yüreğim elimde, girdim Hevsel Bahçeleri’ne. Ahmet Arif’in “Varamaz elim ayvasına,narına can dayanmazken/Kırar boynumu yürürüm/Kurdun kuşun bileceği hal değil.”dediği gibi melûl melûl baktım ayvalara, narlara. Serde “haydar” korkusuyla kırıp boynumu yürüdüm.
Dicle kıyısında karalar bağlamış yaşlı bir kadın ağlıyor. Dedim ki:
-Niçin ağlarsın ana?
Dedi ki:
-Aha şu On Gözlü Köprü’den uçurdu Nakıf Suzan’ımı. Aparıp götürdü onu Dicle’nin suları. Kadının mavi yazma gibi solgun yüzüne bakıp dedim ki: “Ağlama anam(yar) ağlama/Ciğerimi dağlama. Aklımda yakılan türkünün “Köprünün orta gözü/Sular apardı bizi/Nakıf gözün kör olsun/Öldürdün hepimizi.” dörtlüğüyle oradan ayrılırken kadın hala sulara bakıp ağlıyordu.
Mardin kapı yokuşunu çıktım. Türküsü var buranın: “Mardinkapı şen olur/Dibi değirmen olur.” Oysa şimdi Vedat yatar burada. Geçti artık, o baharlı şen günler. Denmeli ki şimdi: “Mardinkapı şen idi/Dibi değirmen idi.” Nasıl kıydılar Vedat’a, nasıl? Abdo’nun Mezarı türküsünü şöyle uyarlıyorum:” Abdo’nun mezarı taştan/Sana kıyanın kabri eksilmesin ataştan.”
Zaman akıp geçti dünya üzerinden. Dört Ayaklı Minare’nin orada bir küçe.Bu küçe uzun küçe. Yatar Tahir küçe ortasında, kanlar içerisinde. İçim tarifsiz kederler durağı.”Al hançeri vur sineme iki yâr/Gör ki benim sinemde neler var.” Sisli küçe Tahir’e pusugâh olmuştu. “Bu gün burada duman yeri var/Aç göğsümü göreceksin gümân yeri var.”
Kentin garip ozanıyım. Dilimde türküler gezer dururum. Vardım Yoğurt Pazarı’na. Baktı yüzüme Niyazi Dede:” Evlat, dedi.” Çarşıda bal var/Sende bir hal var.” Dedim: ”Tahir Dede, kırk yaşında gazel dökülür bağlara. Tahir’i vurmuşlar, yatar telgrafhane sokağında. Dedi ki Tahir Dede:” Oğlum, az kaldı bayram ola. İzin verirler mi halkın bayramına.” O gün çarşıdaki balı yemedim. Baldıran zehri içmişim. Kâr eder mi dedenin balı?
Yılmaz Güney’in filmine de gitmek gelmedi içimdem. Oradan dönüp Kırklar Dağı’na çıktım. Gün son ışıklarını Dicle’ye döküyordu. Günlerden perşembeydi. Beyaz bir güvercin kafilesi uçtu dağın üzerinden. Saydım tam kırk güvercin, gelip dağdaki mağaranın kapısından girdi.