KORKU KİMİN İÇİN? VİCDAN NEREDE?

​Sokakta, çarşıda, ekmek teknesinin başında... Nerede bir haksızlık, nerede bir çaresizlik görsek, mazlumun dudaklarından dökülen o meşhur sitem yankılanır: "Allah’tan korkun!"

​Peki, sahi kim bu Allah’tan korkanlar? Eğer biz, iddia ettiğimiz gibi "Allah’tan korkan" bir toplum olsaydık, bugün aynaya baktığımızda gördüğümüz bu manzarayla mı karşılaşırdık?

​Gelin, eğri oturup doğru konuşalım.

​Söylem Müslümanlığı ve Eylem Gerçekliği

​Etrafımız aç, susuz, çaresiz insanlarla doluyken; hayat pahalılığı ve geçim sıkıntısı bir kâbus gibi çökmüşken; her gün yeni bir gasp, cinayet veya hırsızlık haberiyle uyanırken "korkuyoruz" demek ne kadar samimi? Cuma namazlarında camilerden taşan, kaldırımları dolduran o kalabalıklar ile adliye koridorlarını tıklım tıklım eden, suç dosyalarını dağ gibi büyüten o kitle aynı toplumun ferdi değil mi?

​Mesele çok net: Biz ne ilahi adaletten çekiniyoruz ne de beşeri kanunlardan. Zihnimizin bir köşesinde hep o sinsi fısıltı: "Allah nasıl olsa affeder, avukat tutar bir şekilde yırtarım." İşte bu vurdumduymazlık, bu vicdan yozlaşması bizi şeytana pabucunu ters giydirecek bir noktaya getirdi.

​Hapishaneler Dolu, Vicdanlar Boş

​Ülkemizin dört bir yanı devasa adliye saraylarıyla, kapasitesini aşmış cezaevleriyle dolu. Suç oranları o kadar yüksek ki, dışarıdan bakan biri burayı köklü bir hukuk devleti değil, bir "muz cumhuriyeti" sanabilir. Yöneticiler cezaları ne kadar artırırsa artırsın, suç işleme eğilimi düşmüyor. Çünkü sorun sadece cezada değil, toplumun genetiğine işleyen kuralsızlık alışkanlığında.

​Geçenlerde bir belgesel izledim; bir Müslüman krallık... Ülkede neredeyse polis yok, hapishane yok. Vergi yok, kira derdi yok, enerji ücreti yok. İnsanlar mutlu, gelir düzeyi yüksek; ne hırsızlık var ne cinayet. Demek ki istenince, sistem doğru kurulunca düzen sağlanabiliyormuş.

​Nerede Yanlış Yaptık?

​Şimdi bu tabloyu neye bağlayalım?

​Yıllardır süregelen yönetimsel eksikliklere mi?

​Ekonomik darboğazın getirdiği ahlaki çöküntüye mi?

​Yoksa vatandaşın cehaletine ve bencilliğine mi?

​Bu sorunun cevabını size, vicdanınıza bırakıyorum. Ancak şahsi kanaatim odur ki; biz kuralsızlığın, "gemisini kurtaran kaptan" mantığının ve kanun tanımazlığın tadına bir kez vardık. Ve maalesef bu zehre alıştık.

​"Ağaç yaşken eğilir" deriz ya, biz o fidanları çoktan yanlış yöne büktük. Geleceğe dair umut derseniz, dürüst olayım; pek yok. Bu düzen böyle gelmiş, belli ki böyle de gidecek.

​Ama ben, bu kalem elimde olduğu müddetçe doğruları söylemeye, aynayı yüzünüze tutmaya devam edeceğim. İster sevin, ister yerin; bu kalem hakikatten başka bir şeye boyun eğmeyecek.

​Hoşça kalın.