“Canlılar serbesttir, ama insan özgürdür” sözünün altında neler yatıyor diye sorgulamalar yapmak lazım…
Canlılar kavramı aklımıza insan, hayvan ve bitki âlemini getiriyor. Bitkileri saymazsak, hayvanlar âleminin sayısı bilinmeyen türünün yeryüzünde sergilediği eylem tarzı ve hayatlarını sürdürme imkânları ile bulundukları durum bize bazı ipuçları veriyor.
Sorumlu olmadıkları, hesap vermelerine gerek kalmadığı, sınır tanımaksızın yiyip-içtikleri, istedikleri yere gidebildikleri mantığının ağır bastığı görülüyor.
Neden mi?
Akıl yeteneği ve irade eksikliği!
Bu yüzden serbestlik ve bu yüzden hesap vermeme hali.Sadece bedensel ihtiyaçların karşılanması ve sadece açlığını doyurma, canını koruma güdüsü davranışların ortaya çıkışında tek etken. Serbestlik hayvan türü için de insan için de ortak karaktere sahip bir niteliktir. Vahşi kurt karnını doyurmak için sürüye saldırdığında nasıl serbest eyleme sahipse, 4 tl. değere sahip sebzeyi 8 tl karşılığında satan kişi de aynı serbestlik özelliğine sahiptir.
Pahalı cep telefonu almak, banka hesaplarını kullanmak, eğitim görmek, ticaret yapmak toplumsal yaşam içerisinde serbestlik anlamı taşımakla birlikte sınırsız özgürlüğün olduğu anlamına gelmiyor.
Özgürlük insana has bir sınır çizer ve içgüdüyü, dürtüyü bir kenara iterek bilinç ve iradeyi ön plana çıkarır. Özgürlük bu manada serbestlik değildir. İstediğini yapmak olmadığı gibi özgürlük, başkalarının zarar görmemesi veya mutluluğu için kendini sınırlama ihtiyacı hissetmektir.
Her insanın doğasında vardır özgürlük ve sınırsız hareket kabiliyeti. Aslında sonsuzluğa uçmak ve sonsuzluğa ulaşmak hissidir içimizdeki dürtülerin sebebi. Serbest olmak, sınır tanımamak ve heyecanı sonuna kadar tatmak.
Yine “Ama” sözü önümüze çıkıyor ve sorumluluk, bilinç, toplumsal hayat, beraber yaşayan insan topluluğu, yazılı ve yazısız kurallar, değerler ve inanç olgularını karşımıza dikiyor. İnsan, sınırları olduğu sürece insanlık varlığını sürdürebilir.
İnsanın yaşam alanlarında serbest olması veya serbest hareket etmesi doğal hakkı olmakla birlikte, farkında olduğu bu halin özgürlüğünü de meydana getirdiğini bilmektedir. Sorumluluk şuuru ile hayatını sürdürmek zorunda olan insan, toplumsal ve evrensel haklar çerçevesinde zamana ve mekâna bağımlı olarak yaşamaya da mahkûmdur.
Kendi benliğine, yaşadığı zamana ve bulunduğu ortama mahkûm olan insan, kendi iradesini her şeyin üzerinde görerek aslında kendisinin mutlak güç olduğu iddiasını dile getirmeye çalışıyor. İnsanın yanılgısı,sahip olduğu akıl ve irade ile büyük güç sahibi olduğunu iddia ederek, kendisi dışında mutlak bir gücün olduğunu unutmak ve diğer akıl ve irade sahibi insanları göz ardı etmektir.
Sınırlı güç sahibi insan ancak belli olan bir sürenin ve belli bir ortamın figürü olarak varlık kazandığının zayıflığını ört bas etmek için kötülük adına baskınlık kurmak veya zayıf gördüğü diğer insanlara egemenlik kurma adına değişik yollar kullanmakta. Bu yollar yıkım ve zulüm üzerine ne yazık ki…
Serbestlik düşüncesi ile eylem tarzları belirleyen ve kendi özgürlüğünü kullanmayı her türlü serbest davranışa indirgeyen insan için toplumsal yaşamın, sosyal ilişkilerin, değerlerin, inançların hiçbir kıymeti yok.
Özgürlük ile serbestlik kavramlarının karıştırıldığı nokta, güç sahibi olmanın varlığıdır. Bir de bireysel hareket imkânının insan tarafından zarar veren eylemlerden uzak tutulmaması.
Son yüzyılın yıkım tarihinde yazan olaylar zincirinin sebep olduğu iç ve dış çatışma-savaş olaylarının önümüze serdiği ölümlü insan sayısı on milyonlarla ifade ediliyor.
Özgürlük bu mu?
Ülkeler arası siyaset arenasının masa başı toplantılarında söz sahibi olmanın temel noktası yaratılan kan ve gözyaşı kadardır. Toplumsal ve kitlesel göçler, katliamlar, sürgünler ve ölüme davetiye çıkaran uluslararası silahlanma yarışı…
Özgür olma hakkını kullanmak bu mu?
Bireysel olarak inançları yadırgamak, saldırı nedeni haline dönüştürmek, istismar, taciz, parayı sömürü aracına dönüştürmek zamanımızın insan tipi ve kişilik yapısı haline geldi.
Bireysel hak ve özgürlük bilinci bu kötü hal mi?
Toplumsal şuur ve bireysel bilinç kavramları kişisel ve sosyal hayatımızın her alanında yer edinmesi gerekirken, güvenliğimiz ve çatışmaların yıkıcı tesirlerinden kurtulabilmenin savunma mekanizmalarını geliştirmenin derdine düştük.
Her geçen gün maddi ve manevi boyutlardaki eksiklikler nedeniyle daha da kötüye giden bir insan profilininyaşam alanlarında karşımıza çıkan karakterleriyle muhatap oluyoruz.
Bir noktada özgürlük sonsuzluk ile aynı niteliğe sahiptir. Sonumuzun belli olduğu ve ölüm ile buluşmamızın kaçınılmaz olduğu mevcut zaman-mekân ortamında sınırsız özgürlük ile kendimizi kandırıyor olmayalım mı?
Özgürlük, bizi günah olandan sakındırdığı kadar ve dünyaya geliş sebebimizi hatırlattığı oranda anlam kazanmaktadır. Gözyaşlarımız günahlarımızı yıkayabildiği, ruhumuzun ahlak yapımızı arındırdığı sürece özgürleştiğimizi, sonsuz olana ulaşma kanalları yakaladığımızı fark ediyoruz.