Dönüyoruz, dolaşıyoruz; şehirlerin değişmeyen sorunu hep aynı: altyapı…
Bu memleketin altyapısı ne zaman gerçekten tamamlanacak? Yağmur yağdığında endişe etmeden nefes alabileceğimiz günler ne zaman gelecek? Su arızaları nedeniyle kesintisiz suya ne zaman kavuşacağız? Trafik sorununa kalıcı bir çözüm ne zaman üretilecek?
Aslında mesele sadece teknik bir eksiklik değil; aynı zamanda bir anlayış sorunu. Çünkü bu düzen içinde vatandaş, müteahhit ve belediye olarak herkesin üstüne düşen sorumluluklar ya eksik yapılıyor ya da hiç yapılmıyor.
Örneğin büyük siteler inşa ediliyor ama çoğunun altyapısı yetersiz. En temel ihtiyaçlardan biri olan otopark bile çoğu projede ya yetersiz ya da hiç yok. Daha da önemlisi; modern bir yerleşim alanında olması gereken atık su arıtma sistemleri neredeyse hiçbir sitede bulunmuyor. Çöp depolama alanları yok. Yangın söndürme sistemleri ise çoğu yerde adeta “Allah’a emanet”.
500 dairelik bir siteyi düşünün… Bu kadar konutun atık sularının doğrudan belediye kanalizasyonuna bağlandığını varsayarsak, mevcut altyapının bu yükü kaldırması nasıl mümkün olacak?
Bir başka sorun da yapıların zamanla amacından sapması. Sığınak olarak planlanan alanlar garaja, garajlar ise sonradan kaçak dairelere dönüşüyor. Ruhsatsız eklemelerle balkonlar kapatılıyor, yeni yaşam alanları yaratılıyor ve bu alanlar kiraya veriliyor. Sonuç: park yeri olmayan, nefes alamayan yapı adaları.
Kentsel dönüşüm ise ayrı bir çıkmaz. Müteahhitler çoğu zaman yeterli kâr görmedikleri projelere yanaşmıyor. Bu nedenle altyapı sorunu olan birçok bölge ya bekliyor ya da kendi haline bırakılıyor. Oysa kentsel dönüşüm yalnızca bina yenilemek değildir; altyapıyla birlikte üstyapının da baştan planlanması gerekir.
Bir diğer önemli mesele ise imara açık olmayan alanlarda yapılan villa ve hobi bahçeleri. Altyapısı olmayan bu alanlar, zamanla belediyeleri ciddi bir yükün altına sokuyor ve çözülmesi zor sorunlara dönüşüyor.
Batman’da yaz aylarında yaşanan su kesintileri de bu çarpık yapının bir sonucu. Her binada hidrofor sistemleri çalışıyor, her site kendi içinde su çekmeye çalışıyor. Oysa suyun bilinçli kullanımı ve doğru altyapı planlaması olmadan bu yükün altından kalkmak mümkün değil.
İçme suyunun bahçe sulamasında kullanılması, atık suyun doğru şekilde arıtılmaması gibi sorunlar devam ettiği sürece, altyapı yetersizliğinden şikâyet etmek tek başına bir çözüm değildir.
Eğer gerçekten kaliteli bir altyapı istiyorsak, belediye ile müteahhitlerin ve vatandaşın birlikte hareket etmesi gerekir. Plansız yapılan her bina, sonradan altyapıya yük olarak geri dönüyor. Garajı eve çevirmek, su deposunu ortadan kaldırmak, sonra da “neden altyapı yok?” demek çelişkidir.
İğneyi önce kendimize, çuvaldızı sonra başkasına batırmayı öğrenmek zorundayız.
Ben yazılarımda mümkün olduğunca objektif olmaya çalışıyorum. Tarafım yok; tek isteğim hukuk, adalet, toplum düzeni ve huzurdur. Doğruya doğru, yanlışa yanlış demeyi bir sorumluluk olarak görüyorum.
Bu yüzden eleştirileceğimi de biliyorum. Ama bu, sağlıklı bir toplumun doğal bir parçasıdır.
Hoşça kalın.