ŞİDDET

“Kadına Şiddete HAYIR” diyorlar da bu şiddet niçin artarak devam ediyor diyen yok!

Şaşırıyorum!

Kadın şiddetini artıran sebepleri soran, düşünen yok!

Şiddet; her iki tarafın da mağduriyetidir! 

Erkek şiddet gördükçe kadını, kadın şiddete maruz kaldıkça çocuğu helak edecek! Bu toplumsal zincirleme şiddete bir dur demek lazım!

Şiddet, Türkçeye Arapça’dan geçmiş bir kelimedir. “Sertlik, katılık, zorluk anlamlarındaki "şdd" kökünden gelir ve "sertlik; sert, katı davranış, kaba kuvvet" anlamında tanımlanmıştır. Latince sert ya da acımasız kişilik anlamındaki Violentia 'dan Fransızca ve İngilizce gibi batı dillerine giren Violence anlamını karşılayan “şiddet” kelimesi “…bir kişiye güç veya baskı uygulayarak isteği dışında bir şey yapmak veya yaptırmak; zorlama, saldırı, kaba kuvvet, bedensel ya da psikolojik acı çektirme ve yaralama.” olarak tanımlanır.

Şiddeti tanımlamadan “Kadına Şiddet”i kınamak havanda su dövmeğe benzer. Geçmişte sadece zarar vermeye yönelik fiziksel eylemler şeklinde tanımlanan şiddet günümüzde “zamanla failin zarar vermeye, baskı kurmaya yönelik psikolojik ve cinsel eylemleri” şeklinde ifade edilerek tanımı genişletilmiştir. 

Şiddet, farklı disiplinler tarafından ele alınması gereken bir konudur. Bu sebeple ne olduğu konusunda herkes tarafından kabul gören bir tanımı da henüz tam olarak yok. Örneğin hem fiziksel hem de psikolojik acı verme özelliğini kapsayan bir tanımlama şu şekilde yapılmıştır: 

“Bir kişi veya topluluğun, fiziksel ve ahlaki bütünlüğüne, mülkiyetine, kültürel veya sembolik değerlerine karşı herhangi bir birey, grup ya da örgüt tarafından verilen zarar."

Yine bir başka tanımda, örneğin Dünya Sağlık Örgütü (WHO) şiddeti şu şekilde tanımlar: 

“Şiddet; kendisine, başkasına, bir gruba veya topluma karşı kasti olarak fiziksel baskı veya güç kullanmak, tehdit etmek veya fiiliyata geçirmek, yaralama, ölüm, psikolojik zarar, gelişim bozukluğu veya mahrum bırakmaya neden olmak veya bu durumların gerçekleşme ihtimalini artırmaktır."

Türk sosyolog ve siyaset bilimci Doğu Ergil, şiddeti farklı eksenlerde sınıflandırır. "Şiddetin Kültürel Kökenleri"(2001) başlıklı yazısında şiddetin bireysel veya kolektif uygulanıp uygulanmamasını başlı başına bir eksen olarak ele almış ve şiddetin failinin mafya çetesi, toplumsal sınıf, kabile, etnik grup, devlet, ulus gibi farklı büyüklükteki bir grup olabileceğine yönelik fikirler öne sürmüştür.

Şiddeti suç unsuru sayılıp sayılmamasına göre ikiye ayıran Ergil; bu konudaki sınıflandırmasında cinayet, soygun, tecavüz, etnik temizlik, sömürgeleştirme gibi suç sayılan “açık şiddet”in yanı sıra toplumun geleneklerinden ve kültürel değerlerinden kaynaklanan, suç sayılmayan “dolaylı şiddet”e örnek olarak yaygın trafik kazaları, kronik yoksulluk ve eğitimsizlik ve çevre kıyımını göstermiştir. Bu konu üzerinde ivedilikle durulması gereken kolektif bilincin yaygınlaştırdığı kanıksanmış açık veya dolaylı şiddeti durduracak politikalar geliştirilmelidir.

Son olarak şiddet, demokratik olmayan toplumlarda sürekli bir durum olarak ortaya çıkan yapısal şiddet (şiddetin, düzeni bozmaya çalışanlara karşı bir "önlem" olarak sunulduğu durumlar) ile elverişli durumlarda geçici olarak ortaya çıkan konjoktürel şiddet olarak ikiye ayrıldığına da değinmek gereklidir. 

Tüm bu şiddet tanımları ve ayrımlarına daha derinden baktığımızda hedefi açısından şiddet amaçsal ve araçsal şiddet şeklinde iki kısımda incelendiğini görüyoruz ki konunun çözümü için bu ayrım da büyük önem arz etmektedir. Şöyle ki: Amaçsal şiddet kişinin kendi dışındaki birey, eşya veya hayvana kasıtlı olarak kötülük yapması, kötülük yapmayı arzulamasıdır (örneğin intikam amacıyla birini öldürmek). Araçsal şiddet ise başka bir kazanım için (örneğin gücünü, sosyal konumunu korumak için) şiddeti araç olarak kullanmaktır. Bu ayrımın kategorik olmadığı, şiddetin çoğu kez bu ikisinin karışımı halinde işlendiğini de söylemek mümkündür.

Şiddet sıklıkla şiddete maruz kalanlara göre ve uygulanan şiddet tipine göre kategorilendirilerek değerlendirilirken “kadına şiddet”in bu kadar ön plana çıkartılması buna karşın çocuğa, gençlere, yaşlıya yönelik şiddetin konuşulmadığı ayrıca akranlar arası şiddetin, yakın partner şiddetinin, flört şiddetinin, engelliye yönelik şiddetin, LGBT şiddetinin, mülteci şiddetinin, sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin, kişinin kendine yönelik şiddetin ve canlılara şiddet ve doğaya karşı işlenen şiddet halinin konuşulmadığı bir durumla karşı karşıyayız. Kadını zayıf bulan zihniyet öyle görmüyor ki  tüm bu suçların tamamında dahi kadını en zayıf olarak kategorize ederek başka bir şiddet türünün daha önünü açmaktadır. Kadın sadece fiziksel olarak cinsel, ekonomik şiddete maruz kalmamakta duygusal şiddetle de bir cinsiyetin ve kavramın kafesi ardına sıkıştırılmaktadır. Tüm bunların ışığında “Kadına Şiddete HAYIR” demek bir başka şiddet türüne doğru tanımını ararken belki en çok ezilenin erkek olduğunu düşünenlerle “Erkeğe Şiddete HAYIR” da diyeceğimiz günler gelecektir. Şiddet cinsiyet tanımazken şiddete hayır diyenlerin cinsiyetçi ayrımları kadını kurtarmaya yetecek mi yaşayıp hep birlikte göreceğiz. Şiddetin hiç yaşanmadığı bir toplumda yaşamak umuduyla…