VAHŞİLİK Mİ, MEDENİYET Mİ?

Bazı olaylar vardır ki insanın içine işleyen bir acı gibi çöker yüreğe. Son günlerde Güneydoğu’da yaşanan vahşet haberleri de tam olarak böyle… Bir insanı, on kişinin, yirmi kişinin sopalarla, bıçaklarla araya alıp paramparça etmesi… Bunun adı ne olabilir? Medeniyet mi? İnsanlık mı? Elbette hayır. Bu, düpedüz vahşet… Hem de en ilkelinden.

Kızıltepe’de yaşanan son olay hepimizi derinden sarstı. Bir esnaf, hiçbir anlam ifade etmeyen bir nedenle kalabalığın arasında sıkıştırıldı ve aldığı darbeler sonucunda hayatını kaybetti. Nedeni ne olursa olsun, ortada bir gerçek var: Bir insan, vahşice katledildi. Nokta.

Peki bu tür haberler neden özellikle Güneydoğu’da bu kadar sık karşımıza çıkıyor? Neden sorunlarımızı konuşarak çözemiyoruz? Neden ilk akla gelen şey yumruk, bıçak, silah oluyor? Neden kanunlar yerine kendi hükmümüzü uygulamaya kalkıyoruz? Neden adalet mekanizmasına değil de sokak infazlarına sığınıyoruz?

Biz vahşi miyiz gerçekten?

Çok ağır bir soru, farkındayım. Ama artık bu soruyu kendimize sormanın tam zamanı. Çünkü olan bitenler, medeniyetten nasibini almamış bir toplum görüntüsü çiziyor. Sanki hâlâ dağ insanı kimliğinden kopamamışız gibi. Eskiden “vahşi” derlerdi dağ köylerinde yaşayan, kuralsız hayat süren insanlara. Bugün Güneydoğu’da gördüğümüz bazı cinayet görüntüleri, bu tanımın ne yazık ki hâlâ içimizde dolaştığını gösteriyor.

Cinayet… İnsan öldürmek… Neyin çözümü olabilir ki? Hangi meselenin köküne iniyor, hangi düğümü çözüyor? Tam aksine, hayatı daha da içinden çıkılmaz hale getiriyor. Sorunlar birer birer büyüyor, kan davasına dönüşüyor, toplumun huzuru paramparça oluyor.

Eskiden Güneydoğu’nun kanaat önderleri vardı. Sözleri dinlenir, ağırlıkları hissedilirdi. Bir mesele olduğunda onlara danışılır, onların sözüyle kavga bitirilirdi. Şimdi ne o akil insanlar var ne de sözü dinlenen bir toplum düzeni… STK’lar ortada yok, arabulucular yok, kimse kimseyi dinlemiyor.

Bir de en acı tarafı şu:

Allah’a emanet olduğumuzu bile unutmuşuz.

Hangi inanç, hangi ayet böyle bir vahşeti kabul eder? Hangi din, insan öldürmeyi helal sayar? Biz ne ara bu kadar uzaklaştık merhametten, adaletten, vicdandan?

Güneydoğu’nun mertliği, cesareti, misafirperverliği, merhameti ile övünen bir toplumduk biz. Ne oldu da bugün her gün kavga, her gün kaos, her gün yaralama, her gün cinayet konuşur hale geldik? Üstelik bu cinayetlerin çoğu vahşice, acımasızca, pusu kurularak işleniyor.

Ülkenin en büyük şehirlerinde bile bu kadar çok kan dökülmüyor. Peki biz nasıl bu hale geldik? Ne kaybettik de yerine bu karanlık kaldı?

Güneydoğu’da yaşanan bu vahşetler ne kültürümüze, ne geçmişimize, ne insanlık değerlerimize yakışıyor. Kınıyorum, reddediyorum, lanetliyorum.

Unutmayın:

Bir gün hepimizin adalete ihtiyacı olacak.

O yüzden hukuka güvenin, devlete güvenin, adaletin yoluna başvurun.

Kanla, silahla, sopayla çözüm olmaz.

İnsan insan olmalı önce…

Yeter artık.

Vallahi yeter…