YANGIN

Atamın “İstikbal göklerdedir!” sözü geliyor arada sırada aklıma ülkemin içine düştüğü şu “yangın” günlerinde!.. Sonra unutuyorum. Hafızam da ülkem gibi: bir bu yana bir o yana dönüp duruyorum. 

İstikbalin göklerde aranması da ne demek ki? Ülke insanı, birden çok yerde başlayan yangını söndürmekle meşgulken istikbalin göklerde aranması da ne ola? Belki vaktinde her tür saldırıya karşı savunma taktiklerinin düşünülmüş, önlem alınmış olması olabilir mi diye cevaplıyorum! Yok canım, Ata da nereden bilecek? Eni sonu bu yangın da sönecek, onca ağaç ve hayvan da yanacak, neticede çiftçi şahlanan Türkiye’nin güçlü kollarında yeniden ayağa kalkacak! Yoksa sen bu da bitmez mi sanırsın? Ülkeyi sattık sattık bitmedi dediydi geçen yıllarda bir yetkili. Bak sattılar da bitti mi? Gelişen ülkenin refahını ne çabuk unuttun. Seninki boş laf, dedim kinayeyle kendime. Döndüm durdum yerimde.

Şimdi ülkenin bir çok yeri alev alev yanarken; yangın büyümeden kayyumla kızağa çekilen, çürümeye terk edilen THY uçakları düştü aklıma. Bu gün o kötü günlere ayrılmış uçaklarımız ve dağıtılan pilot Kadrosu iş başında olsaydı ne olurdu diye düşünmeden ededim. Tüm bu yaşananları anlamak da önemli mutlaka. Ne olacak canım; yangın da çıkabilir, sel de basabilir, meteor da düşebilir amma ülke büyüyor nasılsa, diye cevapladı yine diğer yanım. Cehalet abartıyı sever, bilirsin! Dünya bizi hala kıskanıyor da olabilir zannımca! Atamı anlamayacak denli kendinden uzaklaşmış ülkemin yangınları o kadar çok ki hangisine yanayım bilemedim. Döndüm durdum yine yerimde.

Ülke; Suriyeli, İranlı derken Afgan mültecilerine de kavuştu elhamdülillah, diye sayıklarken buldum kendimi. Vatan, bu ekonomiyle büyürken çoğu genç ve sağlıklı erkek olarak sınırlarımıza düşen Afgan mültecilerin ülkelerine geri dönmesini konuşanlar biraz sussun, gündemi unutsun diye mi yakılıyor yoksa cayır cayır bu topraklar acaba? Yok canım olur mu hiç öyle şey? Yangın bu. Yanar da söner de!.. 

Yeni Türkiye bilimden hiç bir şey öğrenemez oldu diye düşünecek oluyorum bazen? İllaki en pahalı yöntem olan deneyim ile öğreniyor aklımız. O da manipülatif siyasilerce karıştırılınca karışan akıl müsülajları ile kıyıya vuruyor. Herkes ayrı bir telden çalıyor oynuyor. Benim aklımda da öyle bir soruyor bir cevaplıyor, bir görüyor bir karartıyor gerçeği diyecektim ki aklım başında bil istedim. Senin aklın da başında mı okuyucu?!

Ülkede yabancı statüsündeki Suriyeli, Afganlı gençlere tıp fakültelerine sınavsız geçiş hakkı tanındı. Haberin var mı peki? Kimsenin sesinin çıktığı yok. Susmak kural olmuş, gidiyor. Mantar gibi üreyen ehliyetsiz üniversitelerin bir profesörlü tıp fakültelerinden mezun olanlar sana veya çocuğuna dokunduğunda anlayacaksın gerçeğin ne kadar kirlenmiş olduğunu. Belki de çok geç kalınmış olacak. Bil istedim durup dururken işte! Eğer yerel veya bölgesel güç isen, savaşan komşular, savaşmayan komşuların fırsatıdır, bunu da bilmelisin. Küresel güç isen tüm savaşlar senin fırsatın olur. Süper gücün en ahlaksızı isen de fırsatlar için savaş çıkarırsın. Bazen patlayan bombalarla, bazen ekonomik yoksullukla olur, bazen mültecilerle, bazen de böyle olur olmadık bir anda çıkan yangınlarla olur savaşın!

Savaş, emperyalizmin konforu ve kazancı için başkasının ödediği faturadır. Bu faturayı sen öderken siyasilerin bir eli balda bir eli yağda ise buna dikkat. Sen algılayıp kavgaya karışmadıkça, gördükçe tüm çıplağıyla gerçeği giderek savaşlar ekonomik olmaktan da çıkar çünkü ölü adamlar telefon ve ilaç kullanamaz, İnternette dolaşamaz, veri oluşturamazlar. Savaşın tarzı değişir. Dışarıya susar, kendinle savaşırsın işte. Dönüp durursun bir sağa bir sola. Demokrasi havarisi kesilenlerdensen böyle zamanlarda hepten susarsın. Bilirsin ki demokrasi denen şey böyle bir şey işte. Yoksun!

Herkes fikrini açıklayacak ve herkes fikirlere saygı gösterecek ya da susacak öylesine! Fikirler; bir ülkeyi Orta Doğu çukuruna dönüştürüyor olsa bile adına demokrasi deyip susulacak hııı? Ülkenin her yanı yangın yeri olsa da geriye kalan tek gerçek suskunluk olacak. Vay halimize.

Ülkede 7,5 milyon mülteci var. 7,5 milyon mültecinin 1,5 milyona yakını Afgan ve en hızlı nüfus artışı da bunlarda. Büyük çoğunluğu genç erkeklerden oluşuyor. Sağlam, kavgacı ve katı dağ adamları bunlar ayrıca Araplardan çok farklılar.

1 milyona yakın zenci var. Neredeyse hiçbiri Avrupa'ya gitmek istemiyor. Dilimizi hiç konuşamıyor. İngilizce de bilmiyorlar.

Ülkenin demografik nüfus dağılımı çok değişti ve öngörülen o ki bu böyle bilinçli bir biçimde devam edecek gibi. 

Kavgada Afgan mülteciler kitlesel olarak saldırmıyorlar, teke tek mücadele insanları bunlar. Tek başına gidip kibriti çakıp atıyorlar misal. Herkesin en çok çekindiği grup bunlar. Gözleri kara en büyük kaçak mülteci gurubu da bunlar artık. Örneğin Doğuda da İç Anadolu'da da Türk ve Kürt çoban nerede ise kalmadı denilebilir. 7.500-10.000.- TL maaşa rağmen dağların yalnız çocukları bu işlere talip. Dağlar, Afgan gençlerinin elinde artık. Göçün önü yangınlarla da bir kez daha açılmışken ülke sınırları koruması da kimin umrunda? Bilemedim.

7.5 milyon mülteci akını ülkenin çalışan profilini de değiştirdi. Neredeyse alkışlarla ülkemize alınan mültecilerin en az 3 milyonu sürekli, 2 milyonu süreksiz çalışıyor. Neticede 5 milyonluk bir dinamik iş gücü var ortada bunların tamamı tüketiyor, yiyor içiyor, serbestçe geziyor ülkede.

5 milyon kayıt dışı çalışan bu ilticacılar devlete ödenen SGK kesintisi olmadan çalışıyor. İşverene asgari ücret maliyeti ise 4200 TL iken her bir kayıt dışı işçi çıplak maaş maliyeti çıkartıldığında ayda 7 milyon civarında bir meblağ Türk işverenin cebinde kalıyor. Yılda 84 milyar Türk Lirası iş adamının dolaylı tasarrufu halini alıyor. Bakanın mültecilerin ekonomiye katkısı çok büyük dediği nokta tam da burası. Kaçırılan vergi ülke ekonomisi için alenen kazançtan sayılıyor. Avrupada bazı ülkelerde bu var ancak bu tür bir kuralsızlıkla değil.  

Ekonomi rakamları ve iş dünyası bu yüzden atakta. Sonuç: Türkiye salgına, yangına rağmen  büyüyor.

Atamın “İstikbal göklerdedir!” sözü geliyor arada sırada aklıma ülkemin içine düştüğü şu “yangın” günlerinde!.. Sonra unutuyorum. Hafızam da ülkem gibi: bir bu yana bir o yana dönüp duruyorum.