SAĞLIK

“Dezavantajlılık Kader Değil, Toplumsal Bir Sonuç”

Prof. Dr. Abdullah Karatay, dezavantajlılığın yalnızca bireysel koşullardan değil, toplumsal eşitsizlikler ve ayrımcı yapılardan kaynaklandığını belirterek, önyargıların ve dışlayıcı dilin değiştirilmesi gerektiğini söyledi.

Toplumdaki dezavantajlı birey ve gruplara ilişkin değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Abdullah Karatay, dezavantajlılığın yalnızca bireysel özelliklerle açıklanamayacağını, toplumsal yapı ve eşitsizliklerin de bu durumun oluşmasında belirleyici rol oynadığını ifade etti.

Dezavantajlılığın iki temel boyutta ele alınabileceğini belirten Karatay, birinci grupta engellilik, ruhsal ve bedensel hastalıklar gibi insanın doğasından kaynaklanan durumların yer aldığını söyledi. İkinci grupta ise toplumsal eşitsizlikler, adaletsiz politikalar ve sosyal dışlanma nedeniyle ortaya çıkan dezavantajlılıkların bulunduğunu kaydeden Karatay, şiddete maruz kalan kadınlar, yoksulluk nedeniyle kurum bakımına bırakılan çocuklar, göçmenler ve yoksul kesimlerin bu kapsamda değerlendirilebileceğini dile getirdi.

Dezavantajlılığın bireysel bir mesele olmanın ötesinde toplumsal bir olgu olduğuna dikkat çeken Karatay, Suriyeli göçmenler ve Roman topluluklar gibi bazı grupların toplu şekilde dezavantajlı konuma itildiğini belirterek, “Dezavantajlı bireylerden çok, dezavantajlı gruplar kavramı daha açıklayıcıdır.” dedi.

SOSYAL DIŞLANMA RUHSAL SORUNLARI DERİNLEŞTİRİYOR

Dezavantajlı grupların karşı karşıya kaldığı en önemli sorunlardan birinin önyargılar ve sosyal dışlanma olduğunu vurgulayan Karatay, ekonomik ve sosyal eşitsizliklerin bireylerde suçluluk, öfke ve değersizlik duygularına yol açtığını ifade etti. Karatay, görünürde ekonomik bir sorun gibi duran dezavantajlılığın, en büyük etkisini bireylerin ruhsal dünyasında gösterdiğini söyledi.

HER GRUBUN İHTİYACI FARKLI

Çocuklar, yaşlılar, engelliler, kadınlar, mülteciler ve ekonomik yoksunluk yaşayan bireylerin ihtiyaçlarının farklılık gösterdiğine dikkat çeken Karatay, sosyal nedenlerle dezavantajlı hale gelen grupların öncelikli ihtiyacının ekonomik destek olduğunu, yaşlılık ve engellilik gibi durumlarda ise bakım ve koruma hizmetlerinin öne çıktığını belirtti.

MEDYA VE EĞİTİM KURUMLARINA ÖNEMLİ GÖREV

Toplumsal farkındalığın artırılması için ailelere, eğitim kurumlarına ve medyaya önemli sorumluluklar düştüğünü söyleyen Karatay, dezavantajlı bireylerin içinde bulundukları durumun kişisel tercihleriymiş gibi değerlendirilmemesi gerektiğini vurguladı. Ayrımcı ve etiketleyici dilin azaltılmasında medya ve kamuoyunun bilinçlendirilmesinin büyük önem taşıdığını kaydetti.

EMPATİ DAYANIŞMAYI GÜÇLENDİRİYOR

Empati kültürünün dezavantajlılığı ortadan kaldırmasa da sosyal dayanışmayı artırdığını ifade eden Karatay, insanların birbirlerini daha iyi anlamalarının toplumsal hoşgörü ve dayanışma kültürünü güçlendireceğini söyledi.

“YARDIM ALAN KİŞİ” ETİKETİ YENİ EŞİTSİZLİKLER ÜRETİYOR

Dezavantajlı bireylerin yalnızca “yardım alan kişiler” olarak tanımlanmasının yeni eşitsizliklere neden olduğunu belirten Karatay, bu tür söylemlerin bireylerde utanç ve dışlanmışlık hissi oluşturduğunu ifade etti. Yardım alan kişi ile yardım eden kişi arasında çoğu zaman eşitsiz bir ilişki oluştuğunu dile getiren Karatay, bu durumun bireyin bağımsızlık ve özgüven duygusunu zedeleyebildiğini söyledi.

Prof. Dr. Karatay, toplumun dezavantajlı bireylere yönelik bakış açısını değiştirmesi gerektiğini belirterek, eşitlikçi ve kapsayıcı bir dilin sosyal adaletin güçlenmesine katkı sağlayacağını vurguladı.