Düşünebilen canlıların insan olması, insan olan canlıların düşünebildiği anlamına gelir mi?
Elbette hayır diyenlerinizi duyar gibiyim. Bilim insanları bu soruya kestirmeden bir yanıt vermek yerine bunun da üstünde bir sorunsala, düşünen insanın ahlak ve zeka ilişkisine dair bir deneye yer vererek konuya açıklık getirmek istemişler. Araştırmacılar yaptıkları bu deneyle insanda ahlak ve zeka arasındaki ilişkiye yeterli bir cevap verebilmiş mi bir bakalım.
Söz konusu deneyde kapalı bir kabine insanlar alınmış ve buraya alınan kişilerden, tek başlarınayken, zar atmaları ve dışarı çıkınca da zarın sonucunu söylemeleri istenmiştir. Deneklere içeride attıkları zarın sayı değerini söylemeleri karşılığında bu sayı değerinin ik, iki buçuk katı kadar para verileceği belirtilmiştir. 1 atanlara 2.5$, 2 atanlara 5$ ve nihayetinde 6 atanlara 15$ verileceği söylenmiştir. Deneye katılanların bu yolla atılan zarın üzerinde yazan rakamla ilgili yalan söylemesi teşvik edilmiştir. Böylesi bir durumda kabine konan bir gizli kamerayla kimin yalan söyleyeceği gözlemek amaçlanmıştır.
Deney sonucunda elde edilen verilere göre zeki insanlar doğruyu söylemeye daha meyilli olurken ekonomik duruma, kişilerin çalışıp çalışmamalarına, dindar olup olmamalarına bağlı olmaksızın ahlaki dürüstlüğü zayıf olanların yalana daha meyilli oldukları tespit edilir.
Deneye katılanların kendi dürüstlüklerine dair söyledikleri onca şeye karşın başlangıçta ve sonuçta bu söylemlerinin davranışlarına yansımadığı görülmüştür. Bu durumun kadın ve erkek cinsiyeti arasında da bir fark yaratmadığı tespit edilmiştir.
Deneyde araştırmacılar düşük zekâlıların yalan söylemeye daha meyilli oldukları sonucuna varırken zeki insanların daha şüpheci olmaları sebebiyle yalan söylemeyi tercih etmedikleri sonucuna varılmıştır.
Zeki insanlar, deney sonucunda yapılan görüşmelerde dürüst olmayan bir etkinlik yaptıklarında, eninde sonunda bunun bedelini bir gün ödeyebileceklerini, bedelini ödemezlerse bile vicdanlarının onları rahatsız edeceğini ve eninde sonunda gerçeğin ortaya çıkabileceğini bildiklerinden daha çok ahlaklı olmayı tercih ettiklerini belirtmişlerdir. Bu deneyle zeka ile ahlak arasında doğrudan bir ilişki olduğu kabul edilmiştir. Burada ilave etmem gereken çok kritik bir ayraç daha var elbette. Bizim gibi gelişmekte olan toplumlarda “zeki” kelimesi doğru kullanılmamaktadır. Kendi çıkarları için başkalarını kullanan veya ihtiraslı insanları toplumumuzda zeki ve başarılı olarak tanımlayan bir toplumda yaşıyoruz. Oysa bu anlayışın zekayla değil ahlaksızlıkla ilgisi vardır. Sistemlerini kuramamış, denetimi zayıf toplumlarda bu yanılsama sık görülmektedir. Zeki olduğuna inanan ahlaksızlar bu sebeple düşünceden, akıldan yoksun haydutvari davranabilmektedirler.
Gerçek; gizlenemeyecek kadar çırılçıplak dolaşır tarih sayfalarında. Bu sebeple gerçeği anlatırken “tüm çıplaklığıyla” diye devam eden cümleler dökülür dudaklardan. Gerçek çıplaktır çünkü, asla gizlenemez. Ahlaksız, akıl yoksunu zihinlerin yalanları gerçekmiş gibi anlatıp tahrif ederek körleşmeyi, aptallaşmayı seçiyor olması ahlakın zekayla doğrudan olan ilişkisini kesemez.
“Gün aydınlığına gözlerini kapatıp, her yer karanlık!” demekle olacak iş değildir bu. Gün, aydındır çünkü.
Ne diyelim; o da aptalların sorunu olsun.