Aslında masallar bize henüz çocukluk çağlarında anlatmak ister hayatın kendisini. Özellikle kadınların yüzlerce yıldır peşini bırakmayan bu güzellik efsanesinin kalp güzelliğinden geçtiğini ilk sorguladığım yıllardır Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler masalı.Ben bu masalın en çok aynasını severim.
Farsça āyīne آيينه sözcüğünden dilimize girmiş olan "ayna" Orta Farsça (Pehlevice veya Partça) yazılı örneği bulunmayan *ādēnak "göstergeç" sözcüğünden evrilmiştir. Bu sözcük Avesta (Zend) dilinde ise avi-dayana- "göstermek" fiili ile eş kökenlidir.
Ayna ve Zamana Göre Değişen Anlamı
Sokrates’de aynalar ‘kendini tanı’ düşüncesinin destekleyici unsuru gibidir. Güzelsen buna layık mısın? Çirkinsen bu eksiğini tamamlayabiliyor musun?
Diogenes sarhoş olanlara, Seneca ise öfkeli olanlara bir ayna verilmesi gerektiğini ve kendilerini orada görmelerini önerir. Ayna bir tür eksiklikleri, kusurları tamamlayan eğitici bir araç gibidir. Bir yüzleşmedir. Kendisine sadakatsizlik gösteren sevgilisini her tarafı aynalı bir odada hapseden adam, haftanın sonunda kadının çıldırdığına şahit olur. Suçluluk aynalı odada saklanamaz.
Ortaçağın aynasını din şekillendirir. İnsanın bedenini reddetmesi ve aynadaki görüntüsünü unutması öngörülür. Tek gerçek varlık tanrıdır ve insanların tanrıyı görebilecekleri ayna, kutsal kitaptır. İnsan kendini ancak bu aynadan bakınca güzelleştirebilecektir. Ayna dolayısı ile tehlikeli bir temaya sahiptir. İnsanın kedine bakması kibirdir. Kendine aşık olan insan, tanrının yüceliğini unutur. Oysa alçakgönüllülük insanı tanrıya yakınlaştıran temel unsurdur. Manastırda aynalar uzun süre bu sebeple yasaklanmıştır. Neredeyse bu çağda aynalar şeytan icadı olarak algılanmıştır.
Rönesans aynası ise kendini ve her şeyi gören gözdür. Biraz kendiyle buluşma biraz dünyaya bakıştır. Sanat, dünyanın aynasıdır. Yaşamdaki gizli, yalın, renkli, zengin ne varsa yansıtır. Hatta aynalar sıklıkla sanata bizzat dahil olur. Bu dönemin aynası güzele tutkundur. Dolaysıyla ayna; kusurları düzeltme, ruhun çirkinliklerinden uzaklaşma fırsatı verebilir. Gerçeklik ile yanılsama arasında mesafeyi açan bir tavırdır bu. Tüm çirkinlik ve güzellikleriyle dolu olan benden görünmek istenen ‘ben’e yol alınır. Vurgu; ruhtan bedene, doğaldan yapaya, saydam olandan parlak olana kayar.
18.yy’da moda ihtiyaçları değiştirmiş aynalar giderek yaygınlaşmıştır. Klasik çağ parlak, cilalı bir dönemdir ve iyi bir reklamcı dönemle ilgili şu ifadeleri kullanır: “İnsanlar Paris’te taşraya göre neden daha kibardır? Çünkü taşrada az ayna vardır.” Sokrates’in önerdiği aynanın içe bakış kullanımı giderek adap-ı muaşeret kurallarına uymak özelliği ile kullanılmaya başlanmıştır.