Bir konuşabilseydim neler söylerdim, dilini kaybetmiş bütün sağırlara.

Sözlerimi duymayanlara değil, duymayı hiç istemeyenlere.

Gerçeği duymak yerine kendi yalanlarına sığınanlara.

Ben içimi açtıkça beni ters düz edenlere, iyiliğimi kendi karanlıklarına perde yapanlara.

Ben sustukça güçlendiğini sananlara.

Sessizliğimi en çok da zafer sananlara.

Ama en çok kendimden vazgeçtim.

Kimse yıkamaz dediğim beni, bir sözün yıktığını gördüm.

Gördüklerimi sığdıramadım sözcüklere, cümlelerim eksik kaldı.

Eksildi hayatımdaki çoğu duygu, önemsizleşti her şey.

Her şeyin bir zamanı vardı elbet; kimi için yeni bir başlangıç, kimi için bir yanlış anlama,

kimisi için de bir vazgeçiş olacaktı.

Zaman bana ise kimsenin sandığım gibi olmadığını, kiminin değer, kiminin ise yük olduğunu öğretecekti.

Öğrendiklerimle hayata devam edecektim; çünkü her gün biraz daha güçlendiğimin farkına varacaktım.

Her düşüş bir öğrenişti, her yara ise bir dirençti.

Güçlü insanı kimse yıkamaz; onu sadece hayat sınardı.

Çok uzakta aramamak gerekir hikâyeyi.

Nietzsche’nin dağın sessizliği güzel bir örnek olacaktır:

Genç adam filozofa sordu:

“İnsan ne zaman yıkılır?”

Filozof onu konuşarak değil, yürüyerek cevapladı.

Dağın tepesine kadar çıktılar.

Yol boyunca taşlar ayağını kesti, rüzgâr sert esti, nefesi daraldı.

Genç adam öfkeyle bağırdı:

“Bu yol insanı mahvediyor!”

Filozof durdu, dağa baktı ve dedi ki:

“Bu yol seni mahvetmiyor, sadece kim olduğunu ortaya çıkarıyor.”

Bir süre sessizlik oldu. Filozof devam etti:

“Zayıf olan acıyı düşman sanır, güçlü olan acıyı öğretmen yapar.”

“Hayat seni ezmeye çalıştığında iki seçeneğin vardır:

Ya yere yatarsın… ya da omuzlarını genişletirsin.”

Genç adam sustu, çünkü ilk defa anladı:

Onu yoran acı değildi; acıya direnmek yerine ondan kaçmasıydı.

Dağın tepesine vardıklarında filozof son kez konuştu:

“İnsan en çok yalnız kaldığında büyür; çünkü kimse alkışlamazken ayakta kalabiliyorsan, seni artık hiçbir şey yıkamaz.”

Kısacası insan en çok sessiz kaldığı yerden güçlenir.

Kimse görmezken verdiği savaşlar vardır; adını koyamadığın acılar, içine gömdüğü yenilgiler…

Ama her düşüşte biraz daha tanır kendini güçlü olan.

Canı yanmayan değildir güçlü olan; canı yanarken bile kendinden vazgeçmeyendir.

Hayat defalarca üstüne gelir, kırar, ezer; ama insan içinden çekilip gitmedikçe yıkılmaz.

Çünkü bazı insanlar fırtınada dağılmaz, sadece daha derin kök salar.