​İş insanı Rahmi Koç’un geçtiğimiz günlerde sarf ettiği, tepki çeken o sözleri öyle sıradan bir "dil sürçmesi" ya da anlık bir "fıkra" mizahı olarak geçiştiremeyiz.

Karşımızdaki tablo, aniden akla gelmiş talihsiz bir ifadeden çok daha derin bir zihniyet problemini işaret ediyor.

Bu ve benzeri figürlerin fütursuzca sergilediği bu seviyesizlik, aslında yıllardır içlerinde biriktirdikleri, tortulaşmış bir bilinçaltının dışa vurumundan başka bir şey değildir.

​İnsan sormadan edemiyor: Tekçi, üstenci, aşağılayıcı ve açıkça ötekileştiren bu ilkel yaklaşımın Kürtlerle, Kürt kadınlarıyla ne alakası var?

Buradaki asıl trajedi sadece sözleri söyleyenle de sınırlı kalmıyor. En hafif tabirle, kendi hemcinslerine ve kimliğine yapılan bu saldırının farkında bile olmayan, yanı başında durup bu çirkinliğe alkış tutarak gülen kadının düştüğü durum da bir o kadar düşündürücü ve can yakıcıdır.

​Bir toplumun gelişmişlik düzeyi, seçkinlerinin dilindeki nezaketle ölçülür; tepeden bakışla değil.

​Gelen çığ gibi tepkilerin ardından Rahmi Koç bir özür metni yayımladı. Ancak toplumsal hafıza bu sahte manevralara artık tok.

İnanın, bu ne samimi ne de vicdanları rahatlatan bir özürdür. Sadece yükselen öfkeyi dindirmek için kaleme alınmış bir halkla ilişkiler stratejisidir.

​Eğer bu ülkede parası, gücü veya statüsü olanlar toplumu aşağıladığında hiçbir yaptırımla karşılaşmayacaksa, adalet duygusu nerede kalacak?

Bu zata ve türevlerine somut bir ceza, caydırıcı bir yaptırım uygulanmadığı müddetçe; bu kibirli zihniyet ağzına geleni söylemeye, ardından iki satırlık bir özürle konuyu kapatıp fildişi kulelerine çekilmeye devam edecektir.

Toplumsal barış, "pardon" denilerek geçiştirilecek bir oyuncak değildir.