İnsan tabiatını anlamak ve çözmek, standart kalıplarla ütopik bir nesil meydana getirmek, herkesin problem yaşamadan ideal bir dünya çerçevesinde hayatını yaşamasını istemek, ne yazık ki, hayal ürünü bir düşünceden öteye gitmeyen fikirler olarak karşımıza çıkmakta. 

Değişik tipte, kişilikte, yapıda, düşüncede ve duyguya sahip insanlarda mutlak kurallarla yaşam standartları oluşturmak zordur. Her bir insan bir dünya ve bu dünyalar da farklı beklentiler-ihtiyaçlarla dolu yapısıyla yaşama bakmakta. İntihar olayı beklentiler-realiteler arasındaki kopukluğun bir iz düşümü.

Kendi cevabını bulamayan birey, en basit olanı ve korkaklığı seçerek kendi varlığını bitirme-sonlandırma cesaretini gösterebilmekte.

Bir insan intihar etme cesareti gösteriyorsa, artık onun için engelleyici bir unsur oluşturulamaz. Her şeyin bittiği yer olan zihinlerde beklentilere cevap olacak reaksiyonlar oluşturulmadıkça, söz konusu olgu tüm yıkıcı kökleriyle insanlığı bünyesinde sindirmeye devam edecektir.

İntihar olgusu, geniş bir yelpazede dalgalanan çok faktörlü bir kısır döngünün çaresi bulunabilir etkenleriyle oluşan, çözümü var olan bir fenomen. Çok faktörlü nedenler olmakla ve temel oluşturmakla beraber üzerinde durulması gereken dört etken aslında çözümü daha da kolaylaştıracaktır. Bunlar:

Aile içi şiddet, baskı ve istismar, Genç kızların erken evliliği, Karşı cinsle yaşanan problemler, Eğitim ve sosyal faaliyet eksikliği…

Bunlar intihara yönelen, intihar eden, intihar etme sonucu hayatını kaybeden tüm kızların-kadınların zihinlerinde oluşturduğu ana etmenlerdir. Var olan bu dört sorun devam ettikçe olayların artış göstereceğini bilmemiz gerekiyor.

Çözüm?

Aile içi şiddet, baskı ve istismar: Öncelikle çok çocuk anlayışı yıkılmalı ve aileler fazla çocuk sahibi olmaktan kaçınmalıdır. Ailenin yaşadığı ekonomik-maddi problemler aile içi ilişkilere yansıtılmamalı. Kızlar ikinci sınıf insan muamelesi görmemeli ve onlarında bir dünyaya sahip olduğu bilinmeli. Duygu-düşünce dünyalarında beklenti ve ihtiyaçlarının karşılanması gerektiği unutulmamalı. Kızların aykırı ilişkiler için baba ve ağabeylerin cinsel aracı haline getirilmesi önlenmeli.

Genç kızların erken evliliği: Dini anlayışlarda olduğu gibi ahlaki anlayışlarda da toplumsal kurallarda da erken evlilikle alakalı değinimler yoktur. Bir an önce baş-göz etme adına sağlıksız aileler meydana getirmek, birbirini tanımayan iki insanı aynı çatı altına almak ve “haydi idare edin” demek tamamen yanlış bir yönlendirme.

Karşı cinsle yaşanan problemler: Ne aileler ne çevre ne de başka bir unsur kişinin duygu dünyasını belirleme-yönlendirme gücüne sahip değildir. Bu etkende ana kaynak gencin kendisidir. Bu sorunun ortadan kalkması genç kişinin kendi gücüyle kendi iradesiyle gerçekleşmektedir. Zira özellikle kızlar, karşı cinsle olan her türlü ilişkide sınırlı bir çerçevede davranmalı, tüm gelecek beklentilerini bağlayacak şekilde bir hayale kapılmamalıdır. Umutları tamamen birine bağlayarak ondan medet ummamalıdır.

Aileler eğitim konusunda kızların önünü açmalı. Eğitim zannedildiği gibi kötü yola düşmek değildir. Ayrıca bu konuda okul ve eğitim kurumları devreye girmeli, her türlü sanat ve mesleki yönelim konularında kurslara gençler yönlendirilmelidir.

Kendi insanımızın, kendi çocuklarımızın, kendi varlık yapımızın alacağı yaraları pansuman etmekle uğraşmak çözüm değil, işin temelinde saldırıya karşı kalkan olacak tedbirler almak önemlidir.

İnsan hayatı ve onun içerisinde yer aldığı doğal ortamın, yaşam alanlarının varoluşunun birçok nedeni olmakla birlikte, üç unsur evrenin ve dünyanın birleşmesinden, aralarında sıkı ilişkiler olmasından dolayı yaratılma nedenidirler.

Varlık olgusunun kendisi, insanı içerisine alan ve diğer canlı-cansız tüm unsurları da kapsayan yönüyle ilk neden olarak bir var olma basamağıdır. Varlık öğesi insan, diğer varlıklarla bir doğal ortamda ve yine zaman-mekân sentezinde sahip olduğu ruh enerjisi ile bilinçli olma yeteneğinin adı olan iradesi ile hakikati oluşturan gerçeklikleri özünde taşır.

Varlığa anlam katan ve değer yükleyen yeteneğin bir diğer, ama en önemli özelliği akıl ve aklın kullanım alanı olan bilinç hali de ikinci nedensellik ve hakikat unsuru şeklinde evrenin yaratılışında konum edinir.

Varlık kazanan, akıl ve bilinç ile diğer canlılardan ayrılan insanın hareket kabiliyeti de üçüncü bir neden ve yaşama becerisi olarak potansiyel güçlerden biridir. Hareket bilinci, yaşam alanlarında bulunma, topluluk içerisinde yaşama, ihtiyaçlarını giderme noktasında üretme-tüketme faaliyetlerini yürütme, medeniyetler ortaya çıkarma ve bir noktada sahip olduğu yeteneklerle hâkimiyet kurarak evreni kendine merkez yapma gerçekliğini sağlamaktadır.

Bu manada kaçış ve korkaklığın uzantısı olan hayatı yaşama gücünü yitirme pozisyonunda varlığı sonlandırma girişim ve eylemleri, insana uymayan ve insana verilmeyen bir haktır. Yaşam hakkı kişinin kendi iradesi ile sonlandırılacak ahlaki ve ilahi hiçbir içeriğe sahip değildir.

Hayat, umutların tükendiği anların manasızlığında irade dışı bırakılması gereken bir donanıma değil, ruh ve bilinç sayesinde insanın kendi değerini koruduğu ve yaşamın kendisini anlamlı hale getirdiği birikimlere sahiptir.