Kaybetmek, insan doğasının ve yaşam sürecinin doğal bir olayı…
“Kazanmak” ve “Kaybetmek” insan için olağan yaşam süresinin karşılaşılan ve yaşanan normal olayları durumunda.
Bir tarafta olmayanı ele geçirme, sahip olunamayanları elde etme ve ihtiyaçların karşılanmasında güç sağlamak gibi bir kazanma kavramı var iken; Diğer tarafta elden kaçırma, sahip olunanı kaybetme, ihtiyaçları karşılayan güç ve sermayeleri yitirme gibi kaybetme diye ifade edilen kayıplar cephesi var.
İnsan sınırsız ihtiyaçlar sahibidir.
Ele geçirilmesi gereken, kazanılması meşru görülen birçok unsuru kendine katmanın derdiyle çoğu şeyi göze almayı risk olarak görmez.
Önemli olan elde etme ve sahip olma amacıdır.
Bu uğurda elde etmenin yolu ve yöntemi önemli değil, ne kadar sahip olunduğu ve güç edinildiği önemlidir.
Kayıp edilenler kişinin sadece sahip olduğu maddi değerler değildir.
Mal ve maddi sermaye kadar kaybedilen başka unsurlar da vardır. İnsanlığımız, ilahi değerlerimiz, inançlarımız, aile ve akraba çevrelerimiz, sosyal ve toplumsal kazanımlarımız yanında sosyal kimlik ve benlik bilincimiz de kaybedilenler arasındadır.
Yani insan için kazanmak ve kaybetmek gibi iki uç nokta arasında bir mücadelenin varlığı ile hayat sürecinin devam ettiği bir yaşam döngüsü söz konusu.
Kumar!
Kazananı olmayan ve yitirilen varlıkların, benliklerin, bilinçlerin ve kimliklerin yokluğunda, yitirilen insanlık donanımının en önemli aktörü!
Daha doğrusu kumar ve neden olduğu alışkanlık, kandırma ve kaybetme gibi iki önemli basamağın insanları yok olmaya götüren tüm etkinliklerin en aşağılık unsurlarından biridir.
En kötüsü de alkol ve uyuşturucu gibi değişik maddeler yoluyla değil, psikolojik olarak insanı uyuşturma özelliği olan bir araç olarak kumarın yarattığı ihtiras, daha fazlasını edinme şuursuzluğu, öfke, karakter bozukluğu ve kin-nefretin ortaya çıkmasına sebep olan tetikleme özelliğidir.
Çünkü maddeler insan bedenini ve bilinç halini fiziki tahribatlarla yok ederken, kumar gibi alışkanlık haline gelen kaybetme alanının duygular, zevkler, ihtiraslar, arzular, ihtiyaçlar gibi etkenlerle psikolojik temelli bağımlılıklar yarattığı tespit ediliyor.