Kişiler değişir, kalıcı olan Devlet mekanizması ve işlerliği…

Önemli! Yapısal bir mekanizma ve örgütlü bir hiyerarşik donanıma sahip olan Devlet’ in varlığı çok önemli. Kurumsallaşmış yapısı ve sahip olunan yönetim sistemi ile “Halkın Yönetimi” işlerliğini ayakta tutacak bir sürekliliğe sahip olmak, birey-bireyler için hayati zorunluluktur.

Felsefi bakış açısı, ideolojik altyapı, düşünsel farklılıklar, inançlar ve yaşam tarzları açısından yapılan değerlendirmeler ve kültürel değerler bakımından yönetim mekanizmalarını ve bunun doğal sonucu olan Devlet sistemini ayrı kategorilere oturtmak ya da beklenen bir kalıba oturtma isteği hiçbir zaman son bulmadı-bulmayacak.

Ancak “Devletsiz-Sistemsiz bir Halk topluluğu ne kadar anlamlıdır veya ne kadar ayakta kalabilir?” noktasında alınamayan yanıtların karşımıza çıkardığı tek gerçek: Yapısal bir sistem ve uygulanabilir bir yönetim mekanizmasının doğal sonucu olarak birey-toplum sürekliliğini yaşam alanlarında ayakta tutabilmek.

Yönetim ve sistemlerin birer parçası olan kişiler sadece işgal edilen makamların-mevkilerin emanetçisidir. Yüklenilen sorumluluk itibariyle dönemsel görev sorumluluğu altına girenler, sürenin dolması ya da değişimler-siyasi dalgalanmalar ile birlikte statülerini-rollerini başkalarına bırakma kaderi ile yüz yüzedir.

Unutulmayan diğer bir gerçek ise Siyaset olgusu ve Siyaset organının merkezde bulunan konumu ve etki gücüdür.

Zamanımızda değil, tarihin tüm dönemlerinde Siyaset ve Devlet işleyişi aynı kulvarda yarışta olup, birbirlerinden etkilenmeye devam etmiştir. İdare etmek, icra etmek ve başarılı olmanın karşılığı olan Siyaset kavramının günümüz dünyasında tüm ülkelerde en önemli unsur olarak yönetim kademelerinin belirlenmesinde rol aldığı görülebiliyor.

Liyakat ve Yeterlilik gibi günümüz dünyasına yabancı kalan kavramların önünde olan “İşi yürütebilme, yönetimde aksaklık yaşanmaması” durumu, atama ve yönetim kademelerinde statü edinmek için ön planda bulunuyor. Çünkü yönetimde aynı kanaati taşımak ve İtaat konusunda muhalif olmama düşüncesi ile çatışmalar ve kurumlar arası uyuşmazlıklar önlenmeye çalışılır. Bu manada yönetim kademelerinde statü edinmek veya yönetim mekanizmasına sahiplenme noktasında rol almanın gereği, aynı tarafta olmak ve çatışma yaratacak anlayıştan uzak kişileri ön plana almak ile mümkün olabilmekte.

Üniversitemiz! Batman Üniversitesi denince sokaktaki adama kadar herkesin zihninde canlanan şey yapısal akademik kurum kimliği; Beklentilerin mesleki ve uzmanlaşmış eğitim-öğretime dayandığı bir mekân, şehri değişim-gelişim evresine yönlendirecek bilim yuvası olmakta. Nüfus yapısının genç kuşağa dayandığı ve 168 bin öğrencinin eğitim gördüğü İlimizin bilim yuvası olarak geleceğe ışık tutması gereken misyonu ile üniversitemizin bağımsız bilimsel kimliğiyle sahiplenilmesi gerekiyor.

İçten içe kaynayan bir dönemi arkada bırakan ve önceki rektör Aydın DURMUŞ ile birlikte gerileme evresi geçiren bilim yuvamızın kendi personeli ile barışması, sivil toplum örgütlerine kapı açması, siyasi organlarla hareket etmenin yanında bağımsız kimlik kazanması, ırkçılık andıran eylem ve görüntülerden kaçınmaya özen göstermesi gerekiyor. Çünkü eski rektörün uygulama ve iş felsefesinin insanlar arası ayrımcılık yarattığı ve farklı sosyal kimliklere müsamaha göstermediği, çalışan personel ve akademisyenler arasında kafatası avcılığı yapması, birçok akademisyeni üniversiteden düşünceleri ve inançları nedeniyle uzaklaştırması-pasif göreve indirgemesi her zaman tartışılan bir konular oldu.

Daha da kötüsü görevden ayrılacağı son günlerde hiçbir hakkaniyete veya yeterliliğe bakılmadan eski rektör Aydın DURMUŞ’ un birçok atama yaparak, mülakatla yeni personel alımı yaptığı görüldü. Üstelik atama puanı yüksek olanlar dururken, düşük puana sahip adayların işe başlamalarını sağlayan imzaları atarak görevden ayrılması tepkiler yarattı.