Sene 2008 yılı mevsim sonbahardır o sene ben eşim ve İstanbul'da ikamet eden kız kardeşim Riskiye ile beraber Diyanet işleri haç komisyonuna baş vurduk, çekilen kura sonucu hacca gitmeyi hak kazandık.

    Kasım ayındayız otobüslerle Diyarbakır hava alanına gittik Kardeşimde İstanbul'dan uçakla geldi Hava alanında buluştuk ve THY yolcu uçağı ile hac farzını yerine getirmek için Cidde'ye indik, otobüslerle bizi sekiz gün kalacağımız Medine'ye nakil ettiler.

    Otelimize yerleştik otel Hareme yakın, burada ibadet yapmak hem hoş hem çok kolaydır, birde Otellere bakan hizmetçilik yapan O güzel ve gözleri tok Bangladeşli gençler, eğer dünyada melek var ise muhakkak o bu gençler olacak, o kadar mütevazi, o kadar saygılı, insan onları hep öpmek ister, bunlar dünya malı ile çok fakirdirler çok az bir paraya çalışırlar. Bangladeş'in toprağı Türkiye'nin altıda biri,  160 milyona yakın nüfusu ile çok fakir bir ülkedir.

Bundan dolayı hacı adayları mümkün olduğu kadar bunlara çok yardım ederler, benim Kardeşim Rıskiya çok merhametli ve hayırsever bir kadındır, eşinin mali durumu da iyi,  o herkesten daha çok bunlara yardım eder, biri var ki her hal Kardeşimin bu özelliği onun dikkatini çekmiş, otele varır varmaz etrafımızda pervane gibi dolaşır, bize hizmet etmek için can atar, bir dediğimizi iki etmiyor, tabi Kardeşimde ona sürekli riyalar veriyor, durum öyle oldu ki bir gün görmesek bu Mahmud'a ne oldu bir yere mi gitti diye kendi kendimize soruyoruz.

    Hac farzımız bitti memleketimize döndük, araya iki sene girdi 2010 yılında, bu sefer eşimle beraber Umre için Suudi Arabistan'a gittik bu sefer Riskiya Kardeşim yok, tesadüf buya Medine de ayni otele düştük, ben Mahmud'u çoktan unutmuş hiç hatırlamıyorum.

    Bir ara eşimle beraber Haremden otele geliyoruz, baktım siyahımsı yuvarlak şirin bir genç önümüze geçti, bozuk bir Türkçeyle hani.. hani.. kardeş.. kardeş.. o hanım.. hanım.. ben söylediklerinden bir şey anlamadım, baktım eşim bana döndü dedi wi..wi..vay vay bu Mahmud'tur Mahmud, o Rıskiya'yi soruyor, o bizi tanıdı.

     Hemen telefona sarıldım İstanbul'daki Kardeşim Rıskiyayi aradım, Mahmud'un onu sorduğunu söyledim, kardeşim çok sevindi dedi ki Mahmud bizi unutmamış ve ilave etti Abe dedi sen benim hesabıma ona iki yüz riyal ver. Mahmud hatırlamanın bedelini almıştı, iki yüz riyal onun için iyi para idi.