Avrupa Birliği’ne girmek için yıllardır yasalar çıkarıyor, düzenlemeler yapıyor, kriterleri yerine getirmeye çalışıyoruz. Kâğıt üzerinde birçok adım atıldı. Ancak asıl mesele, çıkarılan yasaların ne kadarının hayata geçirildiği…
İşte tam da burada dönüp kendimize sormamız gerekiyor:
Avrupa bizi ne yapsın?
Ülkemize tatile gelen Avrupalı bir turist, daha havaalanından çıktığı andan itibaren fahiş fiyatlarla karşılaşabiliyor. Bir taksiye biniyor, insafsız bir taksiciye denk gelirse yaşadığı mağduriyet ulusal medyaya kadar yansıyor. Metroya biniyor, aşırı kalabalık… Otobüse biniyor, yine aynı manzara…
Bir de televizyon ekranlarını açtığında cinayetleri, silahlı saldırıları, mahalle kavgalarını, taciz haberlerini, küfürleri ve bitmek bilmeyen şiddet görüntülerini görüyor.
Şimdi Avrupa’daki bir insanın bunları gördüğünde şaşırmasını yadırgayabilir miyiz?
Üstelik ülkemizde ne yazık ki ekonomik sorunlar da cabası. Enflasyonun gerçek hayattaki karşılığı, vatandaşın markette, pazarda ve günlük yaşamında doğrudan hissediliyor. Türkiye’den ihraç edilen bir ürünün başka ülkede daha uygun fiyatla satıldığını, kendi ülkemizde ise çok daha yüksek bedellerle tüketiciye ulaştığını görmek hepimizi düşündürmeli.
Ülkemize eğitim için gelen yabancı öğrenciler bile bazen ilk olarak çevresinden olumsuz davranışlar ve kötü sözler öğrenebiliyor.
Bunlar bizim görmek istemediğimiz gerçekler.
Ama görmek istememek, gerçekleri ortadan kaldırmıyor.
Avrupa'da bir sistem anlayışı var. “Yarın yaparız” dediğinizde “Hayır, şimdi.” diyorlar. “Yüzde 90’ı tamam, kalan yüzde 10’u sonra hallederiz” dediğinizde “Hayır, tamamını yapmalısınız” diyorlar.
Peki biz bugün onların istediği standartların tamamını karşılayabiliyor muyuz?
Maalesef hayır.
Deveye sormuşlar:
“Neren eğri?”
Deve dönüp cevap vermiş:
“Benim nerem doğru ki?”
Belki de bizim bugün yapmamız gereken tam olarak budur. Önce kendimize dönüp bakmak…
Bunu söylediğimizde bazıları “Ülkeni kötülemek için milliyetçilik yapıyorsun” diyebilir. Hayır!
Ben ülkemi kötülemiyorum.
Tam tersine, ülkem daha güzel olsun diye eleştiriyorum.
Artık kadın cinayetleri, töre cinayetleri, silahlı saldırılar, kavgalar, yaralamalar ve toplumsal huzursuzluklar görmek istemiyorum.
Bu ülkede huzur istiyorum.
Refah istiyorum.
Güvenli bir yaşam istiyorum.
Düzelmiş bir ekonomi istiyorum.
Hak ve özgürlüklerin, adaletin ve hukukun daha sağlıklı işlediği bir Türkiye istiyorum.
Üzerimizdeki kara bulutların dağılmasını, insanların yarına umutla bakmasını istiyorum.
Çünkü benim hayalim; kavganın, şiddetin, adaletsizliğin ve ekonomik sıkıntıların konuşulduğu bir Türkiye değil, huzurun ve refahın konuşulduğu bir Türkiye.
Hayaller Paris olabilir…
Ama gerçekler maalesef ortada.
Bu nedenle artık şapkayı önümüze koyup düşünme vaktidir:
Biz nerede hata yapıyoruz?
Avrupa bizi neden arasına almak istemiyor diye sormadan önce, biz kendimizi neden hâlâ istediğimiz noktaya taşıyamadık, bunu sorgulamalıyız.
Çünkü mesele sadece Avrupa Birliği'ne girmek değil.
Asıl mesele, kendi ülkemizde yaşayan insanların huzurlu, güvenli, adil ve refah içinde yaşayabileceği bir düzen kurabilmek.
İşte o zaman Avrupa bizi alsa da almasa da, biz zaten kazanmış olacağız.
Avrupa bizi ne yapsın?
Önce biz, kendimize yakışan Türkiye’yi inşa edelim.
Hoşça kalın…