Bir zamanlar "esnaf" denildiğinde akla sadece alışveriş yapılan dükkânlar gelmezdi. Esnaf; güvenin, vicdanın, adaletin ve mahalle kültürünün temsilcisiydi.
Toplumda öyle bir itibarı vardı ki, iki kişi arasında alacak verecek meselesi çıktığında "İki esnaf çağıralım, onlar ne derse o olsun." denirdi. Esnafın sözü mahkeme kararı kadar değerliydi.
İnsanlar parasını, altınını gönül rahatlığıyla esnafa emanet ederdi. Hatta büyüklerimizin anlattığına göre, hacca gidenler ailelerini komşularına emanet ederken, mahallenin esnafına da "Göz kulak ol." diye ricada bulunurdu. Çünkü esnaf güven demekti.
Bugün ise aynı kelimeyi kullanıyoruz ama aynı anlamı taşıyor mu?
Ne yazık ki artık birçok yerde esnaflık anlayışının yerini ticaret mantığı aldı. Kazanmak elbette ayıp değildir; herkes emeğinin karşılığını almak ister. Ancak kazanç hırsı vicdanın, adaletin ve insafın önüne geçtiğinde ortada esnaflık değil, sadece ticaret kalır.
Gerçek esnaf, müşterisini bir günlük kazanç olarak görmez; yıllarca sürecek bir güven bağı kurar. Ölçüsüz kârın peşinde koşmaz, "Bugün çok kazanayım." anlayışıyla hareket etmez. Çünkü bilir ki bereket, sadece kasaya giren parayla değil, helal kazançla gelir.
Esnaflığın temelinde Allah korkusu, kul hakkına saygı ve adalet vardır. Esnaf; sabırlıdır, sözünün eridir, vicdan sahibidir. Yoksulun halinden anlar, ihtiyaç sahibine el uzatır, mahallesinin derdiyle dertlenir.
Tüccarlık ise farklı bir anlayıştır. Tüccar fırsat arar, alır satar, sermayesini büyütmeye çalışır. Bunun elbette yanlış bir tarafı yoktur. Ancak toplumun esnaftan beklediği şey yalnızca ticaret yapmak değildir; güven vermek, ölçülü davranmak ve insanı merkeze almaktır.
Bugün dönüp etrafımıza baktığımızda şu soruyu sormadan edemiyoruz: Acaba gerçekten eski anlamıyla esnaf kaldı mı?
Belki hâlâ bu kültürü yaşatan güzel insanlar vardır. Onlar bu sözlerin dışındadır. Ancak genel tablo, eski esnaf anlayışının giderek zayıfladığını gösteriyor.
Toplum olarak en çok kaybettiğimiz şey belki de güven oldu. Güvenin olmadığı yerde ne ticaret bereketli olur ne de sosyal hayat huzurlu.
Dilerim yeniden; adaletin, vicdanın ve güvenin önce geldiği bir esnaflık kültürünü yaşatmayı başarırız. Çünkü güçlü toplumlar, sadece büyük şirketlerle değil, güçlü ahlak sahibi esnaflarla ayakta kalır.
Hoşça kalın…