Eskiden acıktığımızda mutfağa gider, tencerenin kapağını açar, “Bugün ne pişirsek?” diye düşünürdük. Kuru fasulye, pilav, kavurma, dolma, bamya, mercimek çorbası…
Şimdi ise işler çok daha kolay!
Telefonu elimize alıyoruz, birkaç dokunuşla yemeğimiz kapıda. İste gelsin!
Teknoloji hayatımızı kolaylaştırdı, kabul. Ancak bazı kolaylıklar var ki beraberinde alışkanlıklarımızı, hatta kültürümüzü de yavaş yavaş değiştirmeye başladı.
Gençler mutfağa yabancılaşıyor
Bugün birçok gencin ev yemeklerinden uzaklaştığını görüyoruz. Hatta yapılan bazı araştırmalarda gençlerin önemli bir bölümünün yumurta kırmak gibi en basit mutfak işlerini bile bilmediğini söylemesi düşündürücü.
Eskiden çocuklar annesinin, babasının yanında mutfağa girer; yemeğin nasıl yapıldığını görür, öğrenirdi.
Şimdi ise acıkan genç telefona sarılıyor.
Evdeyse sipariş veriyor.
Çarşıdaysa tavuk döner, et döner, hamburger, pizza veya tost…
Ev yemeklerinin isimleri bile yavaş yavaş hafızalardan siliniyor.
Mantı ve çorba belki hâlâ hatırlanıyor ama onun dışındaki birçok geleneksel yemeğin yerini hamburger, pizza ve döner almış durumda.
Mutfağın yerini hazır yemekler aldı
Bugün birçok evde buzdolabında yarı pişmiş, tütsülenmiş veya hazır ürünler bulunuyor. Mikrodalga fırına atılıyor, birkaç dakika içerisinde sofraya geliyor.
Makarnalar, hazır yemekler, dondurulmuş ürünler…
Eskisi gibi “Ben bugün bir kuru fasulye-pilav yapayım, kavurma yapayım, dolma sarayım, bamya pişireyim” düşüncesi birçok evde artık eskisi kadar güçlü değil.
Elbette hâlâ yapanlar var.
Ancak geleneksel yemekler giderek günlük hayatın değil, özel günlerin yemeği haline geliyor.
Pişiriciye ver, hazır al!
Bir başka değişim de mahallelerde yaşanıyor.
Artık birçok mahallede pişiriciler var. Evde mangal yakmak, et pişirmek, balık yapmak veya kızartmayla uğraşmak yerine insanlar ürünlerini pişiriciye götürüyor.
Bir süre sonra yemek hazır.
Al, eve götür ve sofraya koy…
Bütün bunlar ilk bakışta garip gelebilir. Fakat işin ekonomik tarafına baktığımızda insanların neden bu yola başvurduğunu da anlamak gerekiyor.
Bugün bir tencere kuru fasulye ve pilav yapmak; fasulyesi, pirinci, yağı, salçası, eti, elektriği veya tüpü derken ciddi bir maliyete ulaşabiliyor.
Buna karşılık dışarıdan bir pizza siparişi vermek çok daha düşük bir maliyet gibi görünebiliyor.
Dolayısıyla mesele sadece alışkanlık değil, ekonomik şartlarla da yakından ilgili.
Her şeye ekonomi gözüyle bakamayız
Ama burada durup düşünmemiz gerekiyor.
Her şeyi yalnızca “Kaça mal oluyor?” diye değerlendiremeyiz.
Çünkü bazı değerlerin fiyatı yoktur.
Yemek kültürümüz de bunlardan biridir.
Kuru fasulyemiz, pilavımız, dolmamız, bamyamız, kavurmamız, mantımız, çorbalarımız ve daha nice geleneksel yemeğimiz sadece karın doyurmak için yaptığımız yemekler değildir.
Bunlar bizim kültürümüzdür.
Bunlar aile sofralarımızın hatıralarıdır.
Bunlar annemizden, babamızdan, büyüklerimizden öğrendiğimiz mirastır.
Çocuklarımıza sadece yemeği değil, kültürü de öğretelim
Bu nedenle çocuklarımıza hazır yemek sipariş etmeyi öğretirken, mutfağa girmeyi de öğretmeliyiz.
Bir yumurta kırmayı…
Bir çorba yapmayı…
Bir pilav pişirmeyi…
Bir dolmanın nasıl sarıldığını…
Bir kuru fasulyenin nasıl pişirildiğini…
Bunları bilmek yalnızca mutfak becerisi değildir. Aynı zamanda geçmişle gelecek arasında kurulan bir köprüdür.
Bir de işin sağlık ve hijyen boyutu var.
Dışarıda satılan her yiyeceğin nasıl hazırlandığını, hangi şartlarda üretildiğini ve ne kadar sağlıklı olduğunu elbette her zaman bilemeyiz.
Bu yüzden mümkün olduğunca çocuklarımızı ev yemekleriyle buluşturmalı, onlara sağlıklı ve bilinçli beslenmenin önemini anlatmalıyız.
Elbette yoğun çalışan anne ve babaların zaman sıkıntısını da göz ardı edemeyiz.
Bazen gerçekten insanın elinden “İste gelsin” demekten başka bir şey gelmiyor.
Ama hiç olmazsa haftanın birkaç günü soframızda ev yemeğine, ailece oturulan bir sofraya ve çocuklarımızla paylaşılan o eski mutfak kültürüne yer açalım.
Çünkü teknoloji gelişebilir.
Siparişler daha da hızlı gelebilir.
Belki ileride yemek kapımıza 5 dakikada ulaşacak.
Ama biz kendi mutfağımızı, kendi yemeklerimizi ve kendi kültürümüzü unutursak, yerine gelecek hiçbir şey o boşluğu dolduramaz.
Unutmayalım:
“Hazıra dağlar dayanmaz.”
Bugün kolayımıza gelen “İste gelsin” alışkanlığının, yarın çocuklarımızın mutfak kültürünü tamamen unutturmasına izin vermeyelim.
Afiyetle, sağlıkla kalın.
Hoşça kalın.
SİYASET
YEREL
İLÇELER
TARIM
EĞİTİM
GÜNCEL
KÜLTÜR-SANAT
GÜNDEM
SAĞLIK
EKONOMİ
Batman
ASAYİŞ
SPOR
İSTE GELSİN
Aytekin Alptekin
Yorumlar