Birçoğumuz artık farklı düşünüyoruz.
Hatta belki de düşüncelerimiz değişmedi; şartlar bizi değiştirdi. Buna alıştık mı, alıştırıldık mı, kararını size bırakıyorum.
Eskiden sıradan kabul ettiğimiz şeyler, bugün lüks haline geldi.
Bir kahve içmek istiyorsunuz… Bir bakıyorsunuz, bir fincan kahve 200 lira. “200 liraya kahve mi olur?” diyorsunuz. Sonra vazgeçip, “Eve gider içerim, param cebimde kalır” diye düşünüyorsunuz.
Bir kahvehanede bir bardak çay içmek istiyorsunuz, 20 lira. Yanında bir şişe su almak istiyorsunuz, 40 lira. “Bir çayla su bu kadar olur mu?” deyip yine vazgeçiyorsunuz.
Tatile gitmek istiyorsunuz. Hesap yapıyorsunuz, 300 bin lira.
“Bu parayı tatile mi vereceğim? Evde otururum, param cebimde kalır” diyorsunuz.
Otomobil almak istiyorsunuz. Fiyatı 1 milyon lira.
“Buna gerek yok. Param cebimde kalsın, toplu taşımaya binerim” diyorsunuz.
Bir ev sahibi olmayı hayal ediyorsunuz. Karşınıza 5 milyon liralık bir fiyat çıkıyor.
“Bu parayı nasıl ödeyeceğim? Kirada otururum, paramı başka yerde değerlendiririm” diyorsunuz.
Ve bütün bunlar artık toplumun büyük bölümünün zihninden geçen ortak cümlelere dönüşüyor.
HAYALLERİMİZİ DE KISITLADIK
Sevgili dostlar…
Mesele yalnızca hayatta kalmak değil.
Mesele lüks yaşamak da değil.
Asıl mesele, hayallerimizin yavaş yavaş ortadan kalkmasıdır.
Vatandaş istediğini alamıyorsa…
Bir aile gönül rahatlığıyla tatile çıkamıyorsa…
İnsanlar bir çay veya kahve içerken hesabı düşünmek zorunda kalıyorsa…
Bir ev sahibi olmak artık hayal haline gelmişse…
Bir otomobile sahip olmak ulaşılamaz görünüyorsa…
O zaman dönüp kendimize şu soruyu sormamız gerekmiyor mu?
Biz nasıl bir hayat yaşıyoruz?
Çünkü insan yalnızca karnını doyurmak için yaşamaz.
İnsanın hayalleri vardır.
Gezmek ister, görmek ister, sevdikleriyle güzel vakit geçirmek ister. Bazen denizin kokusunu içine çekmek, bazen bir ormanda yürümek, bazen de dostlarıyla oturup bir bardak çay içmek ister.
Bunlar lüks değil.
Bunlar hayatın kendisidir.
ETİN, DENİZİN, ORMANIN KOKUSUNU UNUTTUK
Bugün birçok insanımız etin tadını unuttu.
Birçok insanımız denizin kokusunu, ormanın huzurunu unuttu.
Kimileri ev sahibi olma hayalinden vazgeçti.
Kimileri otomobil sahibi olmayı artık düşünmüyor bile.
Kimileri çocuklarına daha iyi bir gelecek sunmanın yollarını ararken kendi ihtiyaçlarından vazgeçiyor.
En tehlikelisi ise şu:
İnsan, bir süre sonra hayal kurmaktan vazgeçiyor.
Çünkü gerçekleştiremeyeceğini düşündüğü bir hayali kurmak bile insana ağır geliyor.
Ve hayalsiz bir toplum, zamanla umudunu da kaybetmeye başlıyor.
SADECE CEBİMİZ DEĞİL, SOFRAMIZ DA DARALIYOR
Bütün bunların ötesinde daha ciddi bir mesele var.
Vatandaş artık yalnızca istediği ürünü alamamakla karşı karşıya değil; sağlıklı ve dengeli beslenmekte de zorlanabiliyor.
Çarşıda, pazarda temel gıdaların fiyatına bakıp alışveriş listesinden bazı ürünleri çıkarmak zorunda kalan insanlar var.
Oysa sağlıklı beslenme bir lüks olmamalı.
İnsanların yeterli ve dengeli beslenebilmesi, sağlığını koruyabilmesi en temel ihtiyaçlardan biridir.
Bir toplumun yaşam kalitesi yalnızca cebindeki parayla değil, sofrasındaki çeşitlilikle, çocuklarının geleceğe dair umutlarıyla ve günlük hayatındaki huzurla da ölçülür.
ZİHNİMİZİ DE YORUYORUZ
Belki de en büyük tehlike burada başlıyor.
Zihnimiz o kadar yoruldu, düşüncelerimiz o kadar bulanıklaştı ki artık bazı şeyleri sorgulamayı bile bıraktık.
“Böyle gelmiş, böyle gider…”
“Yeter ki geçinelim…”
“Başımızı sokacak bir evimiz olsun yeter…”
“Sağlığımız yerinde olsun yeter…”
Elbette sağlık önemlidir. Elbette başımızı sokacak bir evin olması değerlidir.
Ama insanın bütün hayatını yalnızca “yeter ki hayatta kalalım” düşüncesine sıkıştırması da normal değildir.
İnsan yaşamalı.
Gülmeli.
Gezmeli.
Sevdikleriyle vakit geçirmeli.
Hayal kurmalı.
Çalışmasının karşılığını almalı.
Çocuklarına güzel bir gelecek hazırlayabileceğine inanmalı.
Bir gün “Bunu da yapabilirim” diyebilmeli.
NEFES ALMAK YETMEZ
Hayat sadece nefes alıp vermekten ibaret değildir.
Sadece çalışmak, faturaları ödemek, borçları kapatmak ve ay sonunu getirmek için yaşamamalıyız.
Çünkü insan, zamanla yalnızca parasını değil, hayallerini de kaybedebilir.
Ve hayallerini kaybeden insan, aslında yaşamın birçok rengini de kaybetmeye başlar.
Hepimiz bir gün bu dünyadan ayrılacağız.
Mesele o gün geldiğinde geriye dönüp baktığımızda ne kadar yaşadığımız değil, ne kadar gerçekten yaşayabildiğimizdir.
Öyleyse mesele sadece hayatta kalmak olmamalı.
Mesele insan gibi yaşayabilmek olmalı.
Hayal kurabilmek…
Sevdiklerimizle güzel anılar biriktirebilmek…
Bir fincan kahveyi hesabını düşünmeden içebilmek…
Bir gün denize bakıp “İyi ki geldim” diyebilmek…
Çocuklarımızın geleceğine umutla bakabilmek…
Çünkü hayat, sadece nefes almak değildir.
Hayat, nefes aldığını hissedebilmektir.
Hoşçakalın…