Öncelikle sözlerime şöyle başlayayım:
Bu yazıyı okuyan herkese bir çağrım var; gördüklerimiz, duyduklarımız karşısında “buna da şükür” diyelim.
Çünkü insan ister istemez şu soruyu soruyor:
Daha ne kadar şaşırabiliriz? Daha ne kadar hayrete düşebiliriz?
Keşke gördüğümüz ve duyduğumuz bütün tuhaflıklar bundan ibaret olsa...
Ama maalesef değil.
Hatta görünen o ki, daha bu gördüklerimizin “lolosu” da var!
Hani bir söz vardır ya; “Daha bunun lelesi var, logosu var” diye... İşte tam da öyle bir dönemden geçiyoruz.
Sakın “Bundan daha kötüsü ne olabilir ki?” demeyin.
Beterin beteri var!
KÜÇÜK ŞEHİRDE ŞAŞIRIYORUZ, BÜYÜK ŞEHİRLERDE DAHA FAZLASI VAR
Batman gibi görece küçük bir şehirde bile zaman zaman karşılaştığımız görüntüler, duyduğumuz olaylar ve şahit olduğumuz davranışlar bizi hayrete düşürüyor.
Peki ya büyük şehirler?
Oralarda bizim burada şaşırdığımız, “Bu da olmaz artık” dediğimiz olayların daha fazlası, daha farklısı yaşanıyor.
Sanki dünyanın çivisi çıkmış!
Eskiden bazı şeylerin bir sınırı vardı.
Vicdan vardı. Acıma duygusu vardı. Korku vardı. Görgü vardı. Ahlaki değerler vardı.
İnsan, yaptığı davranışın toplumda nasıl karşılanacağını düşünürdü.
Şimdi ise birçok konuda sınırlar ortadan kalkmış gibi.
Cezadan korkmayan, toplumun tepkisini önemsemeyen, başkasının hakkını ve hukukunu düşünmeyen bir anlayış giderek daha görünür hale geliyor.
PEKİ, BİZ NE YAPACAĞIZ?
“Peki ne yapacağız?” diye sorabilirsiniz.
Bazen gerçekten insanın aklına tek bir cevap geliyor:
Üç maymunu oynayacağız.
Görmedim...
Duymadım...
Bilmiyorum...
Çünkü artık gördüğünüz her şeye tepki vermek, duyduğunuz her konuda nasihat etmek, yanlış gördüğünüz her davranışı düzeltmeye çalışmak da başınıza iş açabiliyor.
Sizi şaşkına çeviren, hayrete düşüren bir görüntüyle karşılaştığınızda hemen tepki vermeyin.
“Böyle yapılır mı?” diye ayar vermeye, nasihat etmeye kalkmayın.
Çünkü bazen insan, doğruyu söylemeye çalışırken kendisini hiç beklemediği bir tartışmanın içerisinde bulabiliyor.
SOSYAL MEDYA HEPİMİZİ DEĞİŞTİRDİ
Elbette burada ailelere ve ebeveynlere de büyük görevler düşüyor.
Ancak işin geldiği noktada ailelerin de işi hiç kolay değil.
Çünkü sosyal medya artık hayatımızın tam ortasında.
Telefon elimizde, dünya cebimizde...
Çocuklar, gençler, yetişkinler, hatta ileri yaştaki vatandaşlar bile saatlerini sosyal medya platformlarında geçiriyor.
70 yaşındaki dedemiz de, nenemiz de sosyal medya kullanıyor.
TikTok izliyor, videolar seyrediyor, gündemi takip ediyor.
Dolayısıyla artık kimse kimseyi kolay kolay ayıplamasın.
Çünkü bu değişimin bir şekilde hepimiz parçasıyız.
YAPAY ZEKA DA İŞİN İÇİNE GİRDİ
Şimdi bir de yapay zekâ çıktı.
Teknoloji hayatımızı kolaylaştırırken, insan ilişkilerinin ve toplumun alışkanlıklarının da değişmesine neden oluyor.
Kimi insanlar yapay zekâ ile sohbet ediyor, duygusal bağ kuruyor, hatta bunu gerçek bir ilişkiye benzetebiliyor.
Bundan birkaç yıl önce söyleselerdi belki hepimiz şaşırırdık.
Bugün ise şaşırıyor muyuz?
Hayır!
Çünkü artık şaşıracak o kadar çok şey gördük ve duyduk ki...
Şaşırma eşiğimiz bile değişti.
OK YAYDAN ÇIKTI
Sanırım artık kabul etmemiz gereken bir gerçek var:
Ok yaydan çıktı.
Teknoloji geri dönmeyecek.
Sosyal medya hayatımızdan çıkmayacak.
Yapay zekâ hayatımızın daha fazla alanına girecek.
Toplum da bütün bu değişimlerle birlikte dönüşmeye devam edecek.
Bizlere düşen ise bu dönüşümün içerisinde insanlığımızı, vicdanımızı, saygımızı ve ahlaki değerlerimizi mümkün olduğunca koruyabilmek.
Ama doğrusu...
Benim de yapacak işlerim var, sizin de.
Kafanızı fazla şişirmeyeyim.
Artık şaşırma ve hayrete düşme zamanının kapandığı bir dönemdeyiz.
Gördük mü? Görmedik.
Duyduk mu? Duymadık.
Bilmiyor muyuz? Bilmiyoruz!
Herkese kolay gelsin.
Hayat devam ediyor...
Hoşça kalın.