Dünya üzerinde irili ufaklı çok sayıda ülke var. Birleşmiş Milletler’in günümüzdeki üye sayısı 193 olsa da, Vatikan ve Filistin gibi farklı statülerdeki devletlerle birlikte dünyadaki ülke sayısı konusunda kullanılan ölçüte göre farklı rakamlar ortaya çıkabiliyor.
Ama benim anlatmak istediğim rakamdan çok başka bir şey…
194 artı bir…
O “bir”, bizim ülkemiz.
Türkiye…
Haritaya baktığınızda bile Türkiye'nin neden önemli bir coğrafyada bulunduğunu görebilirsiniz. Asya ile Avrupa'nın kesiştiği noktada, üç tarafı denizlerle çevrili bir yarımada üzerinde bulunan Türkiye; tarih boyunca olduğu gibi bugün de dünyanın en önemli geçiş güzergâhlarından birinin merkezinde yer alıyor.
Coğrafyanın Bize Verdiği Sorumluluk
Boğazlarımız…
İstanbul ve Çanakkale Boğazları, Karadeniz ile Akdeniz havzasını birbirine bağlayan stratejik geçiş noktaları.
Bu nedenle Türkiye yalnızca kendi sınırları içerisinde yaşayan insanların ülkesi değil; aynı zamanda bulunduğu coğrafya nedeniyle dünya siyasetinde, ticaretinde ve ulaşımında dikkate alınan bir ülke.
Yaklaşık 86 milyonluk nüfusuyla Türkiye, büyük bir insan kaynağına sahip.
Üstelik bu ülkenin içerisinde farklı kültürler, farklı diller ve farklı yaşam biçimleri bir arada bulunuyor. Türkçe resmi dilimiz. Bunun yanında özellikle bazı bölgelerde Kürtçe, Arapça ve başka yerel diller de konuşuluyor.
Bu çeşitlilik, doğru yönetildiğinde bir ayrışma nedeni değil, büyük bir zenginliktir.
Cumhuriyet ve Hukukun Üstünlüğü
Türkiye'nin yönetim şekli Cumhuriyet'tir.
Anayasamızda demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti anlayışı benimsenmiştir.
Bence burada asıl mesele, yalnızca bu kavramları bilmek değil; onların günlük hayatımızdaki anlamını da kavramaktır.
Çünkü bir ülkeyi güçlü yapan yalnızca ordusu, ekonomisi, fabrikaları veya yolları değildir.
Hukuk devleti, adalet, eğitim, üretim ve toplumsal huzur da bir ülkenin gerçek gücüdür.
Dört Mevsimin Ülkesi
Türkiye'nin bir başka büyük avantajı da coğrafyasıdır.
Aynı ülkenin farklı bölgelerinde aynı anda birbirinden çok farklı iklim şartlarını görmek mümkündür.
Karadeniz'in yeşili, Akdeniz'in sıcaklığı, Doğu Anadolu'nun sert kışları, Güneydoğu'nun kendine özgü iklimi…
Bu topraklar tarımdan hayvancılığa, sanayiden turizme kadar çok farklı alanlarda üretim yapabilme imkânı sunuyor.
Yer Altındaki Zenginlik
Demir, bakır, çinko, kömür ve daha birçok maden Türkiye'nin yer altı kaynakları arasında bulunuyor.
Son yıllarda petrol ve doğal gaz arama ve üretim faaliyetlerinde de önemli gelişmeler yaşandı.
Enerji meselesi Türkiye açısından yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda stratejik bir konu.
Çünkü enerjiye sahip olmak kadar, enerjiyi kendi kaynaklarından üretebilmek ve dışa bağımlılığı azaltabilmek de önemli.
Barajlar, hidroelektrik santraller, güneş ve rüzgâr enerjisi yatırımları ve nükleer enerji projeleri bu açıdan Türkiye'nin enerji politikasında önemli yer tutuyor.
Kendi Üreten Türkiye
Bir zamanlar birçok ürünü dışarıdan almak zorunda kalan Türkiye, bugün pek çok alanda kendi teknolojisini geliştirmeye çalışıyor.
Savunma sanayisinden otomotive, gemi inşasından havacılığa, insansız sistemlerden uzay çalışmalarına kadar birçok alanda yerli üretim kapasitesi giderek genişliyor.
Bu gelişmelerin tamamının kusursuz olduğunu söylemek mümkün değil.
Eksiklerimiz de var.
Daha yapılması gereken çok şey de var.
Fakat geçmişle bugünü karşılaştırdığımızda, Türkiye'nin bazı alanlarda önemli bir mesafe aldığı da inkâr edilemez.
Sağlık ve Eğitim
Sağlık alanında da son yıllarda büyük yatırımlar yapıldı.
Şehir hastaneleri, yeni sağlık tesisleri, artan sağlık hizmetleri ve yetişmiş insan kaynağı Türkiye'nin sağlık altyapısını büyüttü.
Eğitimde de üniversitelerin ülke geneline yayılması, okullaşma oranlarının yükselmesi ve okuryazarlığın yaygınlaşması önemli kazanımlar arasında.
Elbette eğitimde de çözülmesi gereken sorunlar var.
Fakat meseleye yalnızca eksikler üzerinden değil, nereden nereye geldiğimiz üzerinden de bakmak gerekiyor.
194 Artı Bir'in Meselesi
Ben bütün bunları neden yazıyorum?
Çünkü bazen kendi ülkemizin sahip olduğu değerleri göremiyoruz.
Başka ülkelerin teknolojisini, yollarını, fabrikalarını, üniversitelerini konuşurken kendi ülkemizde son yıllarda yapılanları görmezden gelebiliyoruz.
Ya da tam tersine, yapılan her şeyi yeterli görüp eksiklerimizi konuşmaktan kaçınabiliyoruz.
Oysa gerçekçi olmak başka bir şeydir.
Ne Türkiye'yi olduğundan büyük göstermek gerekir ne de olduğundan küçük görmek.
Türkiye'nin güçlü olduğu alanlar var.
Eksikleri var.
Avantajları var.
Çözmesi gereken sorunları var.
Ama bütün bunların üzerinde bir gerçek var:
Bu ülke, zor bir coğrafyanın ortasında ayakta duruyor.
Çevremizde yıllardır savaşların, siyasi krizlerin, ekonomik çalkantıların ve sınır değişikliklerinin yaşandığı bir coğrafyadan söz ediyoruz.
Böylesine hareketli bir bölgede bir ülkenin istikrarını koruması, kendi kararlarını verebilmesi ve geleceğini inşa etmeye çalışması başlı başına önemli bir meseledir.
Kuyruğu Dik Tutmak Yetmez
Türkiye'nin bugün bulunduğu noktayı değerlendirirken yalnızca gurur duymak yetmez.
Aynı zamanda daha çok çalışmak gerekir.
Daha iyi eğitim…
Daha güçlü ekonomi…
Daha adil hukuk…
Daha yüksek teknoloji…
Daha fazla üretim…
Daha güçlü demokrasi…
Daha huzurlu bir toplum…
Bunların hepsi aynı hedefin parçalarıdır.
Çünkü mesele yalnızca bugün ayakta kalmak değildir.
Mesele, yarının Türkiye'sini bugünden daha güçlü bırakabilmektir.
Benim “194 artı bir” derken anlatmak istediğim tam olarak bu.
Dünyada yüzlerce ülke var.
Her ülkenin kendine göre avantajı, dezavantajı, hikâyesi ve mücadelesi bulunuyor.
Bizim hikâyemiz ise bu coğrafyada yazılıyor.
Ve ben istiyorum ki Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan herkes, yaşadığı ülkenin nereden nereye geldiğini bilsin.
Eksiklerimizi konuşalım.
Yanlışlarımızı eleştirelim.
Daha iyisini isteyelim.
Ama sahip olduğumuz değerleri de bilelim.
Çünkü ülkesini tanımayan, onun gücünü de sorunlarını da doğru okuyamaz.
194 artı bir…
O bir, bizim ülkemiz.
Türkiye.