Bazı yazılar vardır, başlığı insanı rahatsız eder. Bazı cümleler vardır, insanı düşündürür. Benim bugün kurduğum cümle ise belki de ikisini birden yapacak:
“Garibansan, dar gelirsen git öl looo!”
Elbette bu sözün gerçek anlamıyla anlaşılmasını istemiyorum. Burada anlatmak istediğim, giderek acımasızlaşan hayatın insanlara dayattığı düzen.
Eskiden “Haram yemem, kul hakkına girmem” demek bir değerdi. Bugün ise bu değerlerin hayatın neresinde kaldığını sorgulamak zorundayız. Çünkü artık başarı çoğu zaman ne kadar dürüst olduğunuzla değil, ne kadar hızlı düşündüğünüz, fırsatı ne kadar çabuk gördüğünüz ve o fırsatı nasıl değerlendirdiğinizle ölçülüyor.
Bugün bu ülkede zengin olmanın önünde hiçbir engel yokmuş gibi davrananlar var. “Yeter ki aklını kullan, biraz kurnaz ol, fırsatı gör” diyorlar.
Peki gerçekten öyle mi?
Bir gün İstanbul’da pazarda dolaşırken küçük poşetler içerisinde bildiğimiz kırmızı toprağın satıldığını gördüm. Saksı toprağı olarak paketlenmişti ve her paket 50 liradan alıcı buluyordu.
Merak ettim, satıcıya yaklaşıp sordum:
“Kolay gelsin. Bu bildiğimiz toprak değil mi? Bunu alan oluyor mu?”
Adam yüzüme baktı ve “Kardeşim, sen şaka mısın? Satışa yetiştiremiyorum.” dedi.
Bana doğrudan “Sen ne diyorsun?” demedi ama aslında verdiği cevap her şeyi anlatıyordu.
Benim aklıma ise o anda eski bir söz geldi:
“Eşek hoşaftan ne anlar?”
Çünkü benim gördüğüm sadece topraktı. Onun gördüğü ise bir üründü.
Benim için her yerde bulunan sıradan bir madde olan toprak, onun için paketlenip satılabilecek bir fırsattı.
İşte hayat tam da burada başlıyor.
Aynı dünyaya bakıyoruz ama aynı şeyi görmüyoruz.
Biri her gün ayağının altında gördüğü toprağa bakıp geçiyor, diğeri aynı toprağı paketleyip pazarlıyor. Biri “Kim bunu satın alır?” diye düşünüyor, diğeri “Bunu nasıl daha fazla satabilirim?” diye düşünüyor.
Ancak burada başka bir soruyu da sormamız gerekiyor:
Gerçekten artık her şey sadece zekâ ve kurnazlıkla mı ölçülmeli?
İşte asıl tehlike burada.
Çünkü insanlara “Garibansan sen suçlusun, yoksulsan yeterince akıllı değilsin” demek de başka bir adaletsizliktir.
Bir insanın yoksul olması onun aptal olduğu anlamına gelmez. Bir insanın dar gelirli olması, fırsatları göremediği anlamına gelmez. Hayatta herkes aynı şartlarda başlamıyor. Kiminin arkasında ailesi, sermayesi ve çevresi var; kiminin ise sadece emeği…
Fakat kabul edelim ki dünya değişti.
Artık sadece çalışmak yetmiyor. Kendini geliştirmek, fırsatları görmek, teknolojiye ayak uydurmak, yeni şeyler öğrenmek ve değişen dünyayı okumak gerekiyor.
Bugünün dünyasında yerinde sayanın geride kalma ihtimali çok yüksek.
Üstelik hayat artık çok hızlı.
Dün yapılması imkânsız görünen bir iş bugün bir telefonla yapılabiliyor. Dün para kazandırmayan bir şey bugün büyük bir sektör haline gelebiliyor. Dün kimsenin yüzüne bakmadığı bir fikir, bugün milyonlarca insanın ilgisini çekebiliyor.
Ama bütün bunların arasında kaybetmememiz gereken bir şey var:
Vicdan.
Çünkü zenginleşmek başka, başkasının hakkını yiyerek zenginleşmek başka.
Akıllı olmak başka, insanları kandırmak başka.
Kurnaz olmak başka, vicdansız olmak başka.
Bugün “Kim kimi kandırırsa” anlayışıyla yaşarsak, yarın çocuklarımıza bırakacağımız dünya sadece daha zengin değil, aynı zamanda daha acımasız bir dünya olur.
Benim “Garibansan, dar gelirsen git öl looo” sözüm aslında tam da bu çelişkiye bir itirazdır.
İnsanlara artık “Neden yoksulsun?” diye sormadan önce “Bu düzen neden bu kadar acımasız?” diye sormalıyız.
Ama aynı zamanda kimsenin hayat karşısında tamamen teslim olmasını da doğru bulmuyorum.
Elinizde ne varsa onunla başlayın.
Bir fikir, bir yetenek, bir meslek, bir telefon, bir bilgisayar, bir çift el…
Belki de başkalarının değersiz gördüğü bir şeyi siz değere dönüştürebilirsiniz.
Pazarda gördüğüm o toprak bana bunu öğretti.
Mesele bazen neye sahip olduğunuz değil, sahip olduğunuz şeye nasıl baktığınızdır.
Fakat ne olursa olsun, başarı adına insanlığımızdan vazgeçmeyelim.
Çünkü para kazanılır, kaybedilir.
Makam gelir, gider.
Şöhret bir gün vardır, ertesi gün unutulur.
Ama insanın geride bırakacağı en önemli şey, nasıl bir insan olduğudur.
O yüzden benim bugünkü ironik cümlem belki şöyle bitmeli:
Garibansan mücadele et. Dar gelirsen üret. Fırsat ara. Aklını kullan. Ama bunu yaparken vicdanını cebinden çıkarıp çöpe atma.
Çünkü dünyanın daha çok zeki insana değil, zekâsını vicdanıyla birlikte kullanabilen insanlara ihtiyacı var.
Hoşça kalın.