Evlilik ve Aile kavramlarının kaçınılmaz birlikteliği zorunluluk veya mecburiyetler açısından da duygusal ve ruhi hislerin tatmin edildiği şartlanmalar açısından da uyumlu bir denge meydana getirmektedir.

 Maddi-manevi ihtiyaçların giderildiği yuvanın çatısı altında hayatımızın sonuna kadar yaşanası süreçleri kapsayan bir kader ortamı ortaya çıkmaktadır.

Evlilik sözleşmesinin ve aile çatısının kişilerin hürriyeti ile direkt alakalı olduğunu ve seçilen kadın ya da erkeğin tercihler-seçicilik kriterleriyle belirlenmesi gerektiğini ayrıca vurgulamak lazım.

 Evlilik için birilerinin arkadan iteleyerek zorlaması değil, kişinin bu konudaki sorularını gidermiş bir şekilde tereddütlerden arınmış olarak istediği kişiye yönelmesi ile sağlam aile çatıları oluşturulabilir.

İlahi kaynaklar, dini inançlarımız, toplumsal ahlak ve norm yapılarımızın tümü bu konuda zorunlu kalıplar önümüze sermemekle beraber, kişilerin birbirini tanıma ve hayat arkadaşı seçme hürriyetini kullanmayı sağlayan verileri önümüze sermektedir.

Hiçbir dini kural aile içinde hapis hayatı yaşamaya neden olacak zorunlu beraberliğe icazet tanımaz.

Aksi durumlar kadere olumsuz anlamlar yüklememize sebep olan gereksiz çatışmaların ve aile içi huzursuzlukların doğmasına sonuç olan yansımalar yaratır.

Aile büyüklerinin üzerine düşen görev “bir an önce, kim olursa olsun, anlaşırlar” düşüncesiyle hareket etmekten kaçınmak, fikir alıcı ve birbirlerini tanıma fırsatı sağlayan ortamları oluşturarak motive edici davranışlara girmeleri daha yapıcı olacaktır.

Evlilik ve aile kurma konusunda problem olan iki konu var ki, birincisi, aile büyüklerinin evlilik adaylarına yönelik daha çok kendi uygun buldukları kişilerle evlendirme noktasındaki ısrarcı tutumları; Diğer konu ise evlenen kişilerin altından kalkamadığı, eğitimini veremediği, istenilen düzeyde besleyemediği, yetiştiremediği sayıda çocuk sahibi olma istekleri!

Çocuk eğitimi sadece temel ihtiyaçları giderme olayı olarak algılanmamalı. Aile, insan yetiştirme ve hayatını sürdürebilecek zihinsel, bedensel ve sosyal gelişimi sağlayıcı bir donanım edindirme sürecinin sahnesidir.

Çok çocuk sahibi olma anlayışı anne-baba açısından sorun yaratmakla beraber, asıl darbeler fazla sayıdaki o çocukların gençlik ve olgunluk dönemlerindeki maddi problemlerden gelmektedir.

Bakılabilecek, yetiştirilebilecek, eğitim verilebilecek, hayat karşısında ezilmeyecek sayıda çocuk sahibi olma anlayışını zihinlere kazımak gerekiyor.

Evlilik ile aile ortamlarının huzur yuvası olmasındaki belirleyici rol kişilerin (kadın-erkeğin) kendilerindedir.

Evlilikte seçicilik ve doğru insanı bulma tercihi sonuna kadar kullanılmalıdır.

Ama oyun gözüyle bakmamak ve kalıcı ilişkiler kurulacak doğru insanı bulmak önemli…