O kadar çok ki korkulan, konuşmaktan kaçınılan, dile getirilmesi tehlike yaratabilecek olan kavramlar!

Özellikle Terör kavramının ağırlığı ve dile getirirken hissettirdiği korku dürtüsü, kavram olarak kullanmamıza engel oluyor. Terör kavramı da sadece bildiğimiz klasik manasıyla Savaş, Çatışma, Kargaşa, Ölüm, Kaos ortamlarının karşımıza çıktığı sahneleri ve zamanları ifade etmiyor.

Terör kavramının birincil ve yüzeysel manası çatışma üzerine kurulu olsa da asıl derin anlamı zarar doğuran, insana her türlü yaşam hakkı tanımayan, insan hayatının dışında kalması gereken, ayrımcılık yaratmaması gereken konuları da kapsar.

Terör kavramı kendi başına kullanıldığında genel bir mana yüklenir. Ama yanına geldiği ve nitelendirdiği başka kavramlarla birleşince asıl tehlike ortaya çıkmakta. Siyasi Terör, Trafik Terörü, Hukuk Terörü, Ekonomik Terör, Dini Terör, Sağlık Terörü gibi sayılabilecek pek çok alan ile ilgili tanımlamalar insan hayatının eksik ve yetersiz kalan taraflarını işaret eder.

Bir de işin içerisine insan hayatının ana karakteri ve ihtiyaç boyutu olan “Beslenme” üzerine kurulu yiyecek-içecek ürünleri dâhil olduğunda, karşımıza çıkan birleşik kavram “Gıda Terörü” olmakta.

İnsanlıktan nasibini almamış (alamamış demiyorum, çünkü verilmiş olan vicdan, irade, akıl yetileri alınmak istenmiyor) ve sadece görüntüsü insan olan kişilik-karakter sahibi olmayan tiplerin yarattığı ölümcül sebepler, direkt veya dolaylı yollarla sağlığımızı sonlandırmakta.

Doğal olanı ve organik beslenme zincirinin temel ürünlerini unuttuk, önümüze konan ve ne yazık ki, bırakın tat alma ve lezzet olayını, hastalıklar ve ölümlere neden olan bir beslenme sürecinin zorunlu figüranları olduk.

Bazı sesler duyar gibiyim…

Devlet neden el atmaz?

Resmi kontrol ve denetimlerle neden cezalar artırılmaz?

Kurumlar yirmi dört saat tüm alanlarla alakalı teftişleri bırakmasın!

Tamam da elde yeteri kadar personel var mı? Kısıtlı denetmen ve fazla uğraşılacak üretici ile hangi zamanda ve hangi imkânlarla iş yürütülebilir?

İnsanlık, Vicdan, Sorumluluk, Hastalık ve ölüme sebep olmama, Ahlak ve Hak kavramları nerede kaldı veya nerede lazım bize?

Birilerinin rant elde etmesi, kazancını katlaması ya da daha fazla satış ile kendi kasasına miktarı büyük paraları koyma çabasının karşılığı insanlık dışı girişimler mi?

Hayır… Beklediğimiz şey insanlıktan nasip alarak, gıda terörü yaratanların yaptığı hastalık-ölüm kokan ürünleri üretmek-satmaktan vaz geçmeleri değil; Zaten yapmayacakları ortada!

Yapılması gereken, tüketici olarak bizlerin kalite ve sağlık konusunda bütçemizin el verdiği oranda kontrol ve seçicilik ile mal ve beslenme ürünlerini almaya çalışmaktır.

Uzmanların haykırdığı şeyi alternatif olmadığından istemeyerek de olsa yapamıyoruz: Hazır yiyecek ve içeceklerden uzak durmak, işlenmiş ve paketlenmiş her türlü üründen uzak olmak gibi uyarılar, önümüze başka seçenek konmadığından havada kalıyor.

Bakanlıkların tüm uyarı ve cezai işlemlerine, mühürlenerek satış ve hizmet vermekten men etmesine rağmen yine de caydırıcı olmayan yaptırımlara karşılık işlerine devem ediyorlar. Zehirlemeye, daha fazla kazanç için katkı katmaya, insan kitlelerini sadece tüketici bir yaratık olarak görmeye devam edilmesinin, Hukuk ve Yasalarla geçici yaptırımlar doğurduğu ortada.

Ama insanların mağdur edilmesinin, İlahi Makam’ da bir karşılığının olduğu unutuluyor gibi…