Geçtiğimiz günlerde sosyal medyada paylaşılan bir görüntü, aslında hepimizin bildiği ama görmezden gelmeye alıştığı bir gerçeği yeniden yüzümüze çarptı. Kanada’dan gelen bir turist, Antalya’da bir top dondurmayı 180 liraya aldığını söyleyerek durumu sosyal medyada paylaştı ve doğal olarak bu paylaşım kısa sürede geniş kitlelere ulaştı.

Dışarıdan bakınca basit bir fiyat şikayeti gibi duruyor. Ama mesele sadece bir top dondurma değil; mesele, fiyatların nerede, nasıl ve kim tarafından belirlendiği.

Gerçek şu ki, 180 liralık bir dondurma fiyatı duyulduğunda insanın aklına ilk gelen soru şu oluyor: “Bu nasıl olur?” Ardından daha ağır bir soru geliyor: “Bunu kim denetliyor?”

Bir yanda “zabıta nerede?” sorusu, diğer yanda “belediye, denetim mekanizmaları, esnaf düzeni nerede?” sorusu. Çünkü vatandaşın gördüğü tablo basit: Fiyat var, ürün var ama denetim yok.

Elbette işin bir de esnaf tarafı var. Kira artışları, maliyet baskısı, döviz etkisi… Bunların hepsi gerçek. Ama bir noktadan sonra mesele sadece maliyet değil, fırsatçılık ile maliyet arasındaki çizgiye dayanıyor. Eğer bir işletme, turist yoğunluğunu gerekçe göstererek aynı ürünü fahiş fiyatla satıyorsa, burada artık ekonomik değil etik bir tartışma başlıyor.

Ve asıl sorun da burada başlıyor: Denetimin zayıf olduğu yerde etik hızla geri çekiliyor.

Bugün “yüksek kira” deniyor, yarın “yoğun sezon” deniyor, ertesi gün “piyasa böyle” deniyor. Ama sonuç değişmiyor: Vatandaş da turist de aynı tabloyla karşılaşıyor. Ve bu tablo sadece fiyatları değil, ülkenin imajını da etkiliyor.

Bir başka mesele ise daha derin: Kurumlara olan güven. Denetim mekanizmaları işlemeyince, insanlar ister istemez “herkes başının çaresine bakıyor” duygusuna kapılıyor. Bu da sadece ekonomiyi değil, toplumsal düzeni de zedeliyor.

Bugün bir turist dondurma fiyatını sorguluyor, yarın başka bir sektörde benzer bir tablo yaşanıyor. Eğitimden sağlığa, ticaretten inşaata kadar her alanda aynı tartışma karşımıza çıkıyor: “Standart nerede?”

Aslında sorun tek bir dondurmacı değil. Sorun, sistemin bazı noktalarında kontrolün zayıflaması ve bunun giderek normalleşmesi.

Eğer bir ülkede fiyatlar kadar denetim de tartışma konusu olmuşsa, orada sadece ekonomi değil, yönetim anlayışı da sorgulanmaya başlar.

Sonuç olarak mesele basit bir fiyat meselesi değil; güven, denetim ve adalet meselesidir. Bunlar zayıfladığında geriye sadece rakamlar kalır. Ve o rakamlar da giderek daha az anlam ifade eder.

Belki de asıl soru şudur:

Fiyatları mı konuşuyoruz, yoksa artık kontrolü mü kaybediyoruz?