Son yıllarda toplum olarak en büyük sorunlarımızdan biri, hiç kuşkusuz kontrol edilemeyen öfke. Günlük hayatın içinde en küçük bir tartışma bile saniyeler içerisinde küfürlere, kavgalara, yaralanmalara ve ne yazık ki cinayetlere dönüşebiliyor.

Birinin bakışı, trafikte çalınan bir korna, basit bir söz... Eskiden birkaç dakika içinde unutulabilecek olaylar bugün telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğuruyor. Adeta toplum olarak sürekli patlamaya hazır bir öfke haliyle yaşıyoruz.

Batman'da da durum farklı değil. Neredeyse her gece polis, jandarma ve ambulans sirenleri sokaklarda yankılanıyor. Kavga, yaralama ve cinayet haberleri artık sıradan hale gelmeye başladı. Bu tablo hepimizi düşündürmeli.

İnsanlar kendilerini güvende hissetmedikleri için yanlarında çakı taşımayı normal görüyor. Daha da ileri giderek aracında sopa, satır ya da silah bulunduranların sayısı artıyor. Çünkü herkes, "Her an bana bir şey olabilir." endişesi taşıyor. Oysa güven duygusunu silahla değil, hukuk ve toplumsal huzur sağlamalıdır.

Elbette bu öfkenin nedenleri üzerine farklı görüşler dile getirilebilir. Ekonomik sıkıntılar, sosyal problemler, gelecek kaygısı... Bunların hepsi etkili olabilir. Ancak hiçbir gerekçe bir insanın canına kıymayı, şiddeti ya da saldırganlığı meşru gösteremez.

Farklı ülkeler incelendiğinde, ağır yaptırımların suç oranlarını azaltmada etkili olduğu görülebiliyor. Bunun yanında sadece cezaların ağırlaştırılması da tek başına çözüm değildir. Eğitim, aile yapısının güçlendirilmesi, çocuklara küçük yaşlardan itibaren öfke kontrolünün öğretilmesi ve toplumsal farkındalığın artırılması da en az hukuk kadar önemlidir.

Bugün modern ve çağdaş bir toplum olmayı hedefliyorsak, önce birbirimize tahammül etmeyi öğrenmeliyiz. Medeniyet sadece teknolojide ya da binalarda değil; insanın öfkesini kontrol edebilmesinde, farklı düşüncelere saygı gösterebilmesinde ve sorunları konuşarak çözebilmesinde saklıdır.

Bir anlık öfke, ömür boyu sürecek pişmanlıklara neden olabiliyor. Kaybedilen canlar geri gelmiyor, dağılan aileler yeniden toparlanamıyor. Bu nedenle hem birey olarak kendimizi sorgulamalı hem de devletin şiddeti önleyici politikaları, caydırıcı hukuk düzenlemeleri ve eğitim çalışmalarıyla bu sorunun üzerine kararlılıkla gitmesi gerekiyor.

Öfkenin değil, sağduyunun kazandığı bir toplum inşa etmek hepimizin ortak sorumluluğudur. Çünkü huzurlu bir gelecek, ancak öfkemizi kontrol edebildiğimiz gün mümkün olacaktır.

Hoşça kalın.