Bugünlerde Logoterapi’nin kurucusu Viktor Emil Frankl’ın yanında Freud ve Adler  gülümsüyor usuma.

Bilimden uzak ülkemin uslanmaz kitapseverlerinden biriyim ben. Öğrenmek ve şevklenmek bana bahşedilmiş bir ilham. 

Çağımızda insanın en önemli psikolojik sorununun, yaşamda anlamsızlık ve varoluşsal boşluk olduğunu ileri süren yirminci yüzyılın önde gelen psikiyatrlarından Frankl; haftasonu okumalarıma; “ İnsanın Anlam Arayışı” adlı kitabıyla konuk oldu bu hafta.

Avusturyalı Psikiyatrist Frankl kitabında, kurucusu olduğu Logoterapi’nin ilkelerini, İkinci Dünya Savaşı sorasında bir toplama kampındaki deneyimleri eşliğinde anlatıyor. Yazarın tasvir ettiği toplama kampıyla ve yaşadıklarından hareketle dünyanın daha büyük bir hapishane olarak kavranmasına neden olacak metafora dönüşebileceğinden bahsederken en zor koşullarda dahi “anlam”ı keşfetmemize yardım ediyor. Bu süreci anlatırken Frankl “İnsanı insan yapan nedir?” sorusunun peşine takılarak başından geçen tüm felaketleri açıklığı ile anlatıyor.

O halde Logoterapi nedir; diye sorarak başlayalım: Yunancada ‘anlam’ anlamına gelen ‘logos’ ile ‘terapi’ sözcüklerinin birleşmesinden meydana gelir bu terim. Yaşamın her koşulda, hatta en kötü koşullar altında bile potansiyel olarak var olduğunu varsayan düşüncedir diye de açıklayabilirim. Frankl, insanın düşünebileceği en kötü koşullara bile direnerek ve mücadele ederek göğüs gerebileceğini söylüyor ancak kişinin hayata asılması için, yaşamı ve ölümü anlamlı kılacak bir nedeni, ‘uğruna yaşayacak bir şeyi’ olması gerektiğini de de ekliyor kitabında!

Coşkulu bir hayat için senin de bir nedenin var mı sevgili okuyucu?

İnsan varoluşunun bir özelliği olan sosyalleşme, insan olma gerçeğinin her zaman kişinin kendi dışındaki bir şeye ya da  birisine yönelmesi gerektiği anlamını taşır. İnsan olma gerçeği, her zaman için, bu ister bir anlam ya da karşılaşacak bir insan olsun, kişinin kendi dışındaki bir şeye ya da birisine yöneldiği anlamına gelir. Kişi hizmet edeceği bir davaya ya da seveceği bir insana kendini adayarak ne kadar çok kendini unutursa, o kadar çok insan olur ve kendini de o kadar çok gerçekleştirir. Tüm boşluklar, ense dahil, böyle böyle doluyor sanırım. 

Vicdan,aşk ve estetik bilinç ruhsal boyutumuzun besinleri. İnsanı ve doğayı sevmek, yaşama anlam katan değişkenler. Hayatımızı anlamlı kılacak araçları düşünürsek bu her zaman değişebilir ancak hiçbir zaman yok olmazlar. Bu sebeple her ne şekilde olursa olsun enseyi karartmamak lazım.

Birey, kitaptan yaptığım özetlerle anlatmaya çalıştığım gibi, yaşamının anlamını farklı yollardan bulabilmelidir. 

Şöyle sıralayabilirim:

  • ümit ederek…
  • olasılıkları kabul ederek…
  • bir eser yaratarak, üreterek…
  • bir insanla iletişime girerek 
  • severek ve sevilen insanın simgelerini sıkı sıkıya koruyarak..
  • doğanın güzelliklerinin farkında olarak...
  • inanç sahibi olarak...
  • keskin mizah duygusunu kullanarak…
  • sanat yaratıcılık estetik değerlere önem vererek...
  • nihayet hayatta bilinen bütün anlamlar  hedefler uçup gittiğinde koşullar doğrultusunda kendi tavrını belirleyerek, seçim özgürlüğünü kullanarak…

İnsan, biyolojik, ruhsal ve toplumsal koşullara tabiidir. Uğruna yaşanacak amaç ve anlam arayışı bu koşullar tarafından engellendiğinde, varoluşsal tehdit ve iç çatışma ortaya çıkar. Kişi, bilinen bütün hedefler tükendiği zaman geriye kendi tavrını belirleme özgürlüğünü ve sorumluluğunu kullanır. Buna kurban rolüne bürünerek veya saygınlığını koruyarak yaşama devam etme  özgürlüğü de diyebiliriz…

Özgürlüğümüze sahip çıkmak bizi insan yapan “anlam”ı keşfetmenizle mümkün olabilir. Frankl bunu şöyle açıklıyor:

“Gerçekten ihtiyaç duyulan şey, yaşama yönelik tutumumuzdaki temel bir değişmeydi. Yaşamdan ne beklediğimizin gerçekten önemli olmadığını, asıl önemli olan şeyin yaşamın bizden ne beklediği olduğunu öğrenmemiz ve dahası umutsuz insanlara öğretmemiz gerekiyordu. Yaşamın anlamı hakkında sorular sormayı bırakmamız, bunun yerine kendimizi yaşam tarafından her gün, her saat sorgulanan birileri olarak düşünmemiz gerekirdi. Yanıtımızın konuşma ya da meditasyondan değil, doğru eylemden ve doğru yaşam biçiminden oluşması gerekiyordu. Nihai anlamda yaşam, sorunlara doğru çözümler bulmak ve her birey için kesintisiz olarak koyduğu görevleri yerine getirme sorumluluğunu almak anlamına gelir.”

“Her şeye rağmen hayata ‘Evet’ demek!” olan Logoterapi müthiş bir anlam! Coşkulu bir hayat için senin de bir anlamın var mı sevgili okuyucu! 

Anlamını anla!.. İyi gelecek!..