İddiam şu: Batman’da yoksul yok! “Ben yoksulum” diyen de herhalde Batman’a yeni düşmüştür.

Şimdi diyeceksiniz ki: “Ne anlatıyorsun sen?”

Anlatacağım… Hem de gazetecilik kurnazlığımı kullanarak zaman zaman kaldırımda, elinde peçete, önünde çakmak, tespih veya başka bir şey satan insanlarla sohbet ederek edindiğim izlenimlerden yola çıkarak anlatacağım.

İnanın bana, her gün önünden geçerken sadaka verdiğimiz bazı insanların gelirlerinin benim gelirimin katbekat üzerinde olduğunu, hatta mal varlıklarının bile benden çok daha fazla olduğunu öğrendiğimde ben de şaşırdım.

Ama gerçek bu!

Batman’ın taşı toprağı altın mı?

Hani yıllar önce İstanbul için “Taşı toprağı altın” derlerdi ya…

Ben artık aynı sözü Batman için de söylemeye başladım.

Seyyar satıcısından tablacıya, tatlıcısından tavuk dönercisine, simitçisinden tespih satıcısına kadar Batman’da çalışan, üreten ve para kazanan çok geniş bir kesim var.

Üstelik Batman sadece Batmanlıların değil.

İflas eden Batman’a geliyor.

Köyünde, ilçesinde veya başka bir şehirde çaresiz kalan Batman’a göç ediyor.

Çünkü Batman’ın merhametli bir şehir olduğunu biliyor.

Evsizsen ev, işsizsen iş…

Evin yok mu?

Bir şekilde ev bulunuyor.

Eşyan mı yok?

Sosyal destek mekanizmaları devreye giriyor.

Sosyal hizmetlere kaydın yapılıyor, vatandaşın ihtiyaçları karşılanmaya çalışılıyor.

Çalışabilecek durumdaysan iş arıyorsun.

Çocukların çalışabilecek yaştaysa tekstilden başka sektörlere kadar çeşitli iş imkânları ortaya çıkıyor.

Batman’ın en güçlü taraflarından biri de bu: İnsanına sahip çıkması.

Bir vatandaş hayatını mı kaybetti?

MAZDER devreye giriyor, cenaze hizmetleri yürütülüyor, dini vecibeler yerine getiriliyor.

Ardından taziye evi açılıyor.

Yemekten diğer ihtiyaçlara kadar aile yalnız bırakılmıyor.

İşte benim “Batman’da yoksul yok” derken anlatmaya çalıştığım biraz da bu.

Gelelim kaldırımda oturanlara…

Asıl hikâye burada başlıyor.

Bir gün kaldırımda oturan, elinde mendil ve çakmak bulunan bir vatandaşla sohbet ettim.

“Batman nasıl?” diye sordum.

“Harika” dedi.

“Nerelisin?” dedim.

Başka bir şehirden geldiğini söyledi.

“Kaç yıldır Batman’dasın?”

“İki yıldır.”

Yaklaşık yarım saat yanında oturdum.

Bu yarım saat içerisinde yanına gelen geçen insanların neredeyse tamamı elinden geldiğince para verdi.

50 lira veren oldu.

100 lira veren oldu.

200 lira veren oldu.

Yemek getiren bile oldu.

Sonra sohbet ilerledi.

Vatandaşı biraz daha tanımaya başladım.

Kendi memleketinde iki evi olduğunu, çocuklarının eğitim gördüğünü, mühendis ve memur olduklarını, engelli aracı ve engelli motosikleti bulunduğunu anlattı.

Batman’da da kiralık bir evde yaşıyordu.

Şimdi gelelim yarım saatlik kazancına…

Yaklaşık 2 bin lira.

24 saat aynı yerde otursa ne kadar kazanacağını siz hesaplayın.

Ben hesaplamayayım!

Elbette bunu bütün sokak satıcıları veya yardım isteyenler için genellemek doğru olmaz. Gerçekten ihtiyaç sahibi insanlar da var.

Ama mesele tam da burada.

Duygularımızı sömürenlerle gerçekten yardıma muhtaç olanları birbirinden ayırmak gerekiyor.

Batman’ın zenginliği gözümüzün önünde

Şimdi biraz etrafımıza bakalım.

Batman’da yüzlerce kuyumcu var.

On binlerce otomobil trafikte.

Lüks daireler yükseliyor.

Havuzlu villalar, yazlıklar, yeni konut projeleri her geçen gün çoğalıyor.

En lüks restoranlarda yer bulmak bazen mesele.

Dünyaca ünlü giyim markaları Batman’da.

Düğün salonları, nişan salonları, mobilya mağazaları, fitness merkezleri, spor salonları, güzellik merkezleri…

Hepsi artıyor.

Batman büyüyor.

Batman tüketiyor.

Batman kazanıyor.

Batman harcıyor.

Dev kurumlar da burada

TPAO burada.

Tüpraş burada.

BOTAŞ burada.

Devlet Demiryolları burada.

Hava terminali burada.

Batman Üniversitesi burada.

Kamu kurumları, özel sektör, sanayi, ticaret, hizmet sektörü…

Şehrin ekonomik hayatı her geçen gün daha da çeşitleniyor.

Bütün bunlara bakınca insan ister istemez şu soruyu soruyor:

Batman gerçekten yoksul bir şehir mi, yoksa yoksulluğu olduğundan daha görünür hale getiren bir şehir mi?

Benim gözlemim şu:

Batman’da gerçekten ihtiyaç sahibi insanlar var.

Ama yardım duygusunu kullanarak bunu bir kazanç kapısına dönüştürenler de var.

İşte bu ikisini birbirinden ayırmak gerekiyor.

Çünkü gerçek yoksulun hakkını, sahte yoksulluk görüntüsü verenlerin yemesine izin vermemek de bir çeşit sosyal sorumluluktur.

Zenginlik üstümüzden akıyor

Bugün Batman’ın caddelerine baktığınızda bunu görüyorsunuz.

Kuyumcular…

Lüks araçlar…

Yeni konutlar…

Restoranlar…

Mobilya mağazaları…

Giyim mağazaları…

Güzellik merkezleri…

Spor salonları…

Düğün salonları…

Ve bütün bunların arasında yardım isteyen insanlar…

İşte Batman’ın çelişkisi de burada.

Bir tarafta hızla büyüyen ve zenginleşen bir şehir, diğer tarafta yardım duygusunun sınırlarını zorlayan görüntüler.

Ben yine de iddiamın arkasındayım:

Batman’da yoksul yok!

Varsa da ya çok iyi saklanıyor…

Ya gerçekten yardıma ihtiyacı olduğu halde sesini duyuramıyor…

Ya da yukarıda anlattığım gibi Batman’a yeni gelmiş oluyor!

Çünkü bu şehir, düşene el uzatıyor.

Kapısını açıyor.

Aşını paylaşıyor.

İş bulmaya çalışıyor.

Cenazesine sahip çıkıyor.

Taziyesinde yanında duruyor.

Belki de Batman’ın en büyük zenginliği tam olarak budur:

Parası değil, insanı.

Zenginlik üstümüzden akıyor…

Hoşça kalın.